1 Ağustos 2017
Tarihin En Ölümcül Moda ve Güzellik Eğilimleri

Evet hepimiz güzel olmak, beğenilmek istiyor bunun için de bazı adımlar atıyoruz. Ancak bu atılan adımlar canımızdan daha tatlı olmamalı değil mi? Ancak kimileri için güzel olmanın bir bedeli var ve insanların bu bedeli ödemesi gerekiyor. En yeni trendlere ayak uydurarak çağı yakalamak istiyorsanız biraz acı çekmeye hazır olmalısınız. (Bizce de “Hadi canım!”) Fakat şu var ki; günümüzde güzellik için çekilen acılar geçmişe bakınca çocuk oyuncağı gibi görünüyor. Nitekim tarih boyuna birçok moda trendinin şok edici derecede tehlikeli, acı verici ve hatta ölümcül olduğu kanıtlanmış durumda. Biz de sizler için bu ölümcül moda ve güzellik eğilimleri nelerdir derleyerek sağlık mı yoksa güzellik mi hep birlikte bir düşünelim istedik. Öyleyse başlayalım…

1 – Korse

Birçok kadın için ince bel oldukça önemlidir. 90 – 60 – 90 şeklinde standartlaşan ideal vücut ölçülerinin bunda etkisinin olduğunu düşünüyoruz. Genellemek istemesek de hiçbir kadın ince bele hayır demeyecektir! Bu ince bel trendi yeni olmayıp tarihte de görülen bir durumdur. Tarihe göz attığımızda o ihtişamlı balo salonları gözlerimizin önüne gelebilir ve orada kabarık elbiseleri, incecik belleri ile zarafetlerini sergileyen kadınlar… Tüm bunların altında ise korse yatıyor. Korse geçmişte nefes almayı zorlaştırarak bayılmalara neden olmuştur. Tabii, burada bir kadının başına gelebilecek en kötü şeyin incecik beliyle salınırken bayılması olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

Korse fazlasıyla sıkıldığı durumlarda iç organların hasar görmesine neden olarak iç kanamaya sebep olabiliyor. Kırık kaburgalar, sindirim sorunları, histeri, melankoli ve kabızlık da yaklaşık 100 hastalıktan yalnızca birkaçı. Kısacası, ince olmayan belinizi sevin!

2 – Kaburga Aldırma

Adını okurken bile içimizin garip olduğu bu operasyon, Viktorya döneminde oldukça geçerli bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. İnce bel arzusu korseyi de dinlememiş ve iş bu boyutlara kadar gelmiş gibi görünüyor. Ancak o dönemin operasyonlarının ne kadar sınırlı olduğu düşünülürse organ aldırmak ve harici problemler sebebiyle bu trendin var olup olmadığı hala tartışılıyor. Bunun yan sıra bazı kaynaklar Viktorya döneminde bu vakaların olduğunu ancak enfeksiyon sebebiyle çoğu zaman ölümle sonuçlandığını belirtiyor. Dediğimiz gibi, düşüncesi bile korkunç!

3 – Kabarık Etek

Bahsettiğimiz o baloların vazgeçilmezlerinden biridir kabarık etekler. “Neresi tehlikeli ki?” diyorsanız okumaya devam! R. C. Millet tarafından icat edilerek 1856 yazında tanıtılan kabarık etekler, tarihin en tehlikeli moda trendleri arasında yer alıyor çünkü eteklerin kumaşları kolayca yanabilen bir özellik gösteriyor.

Viktorya döneminde yaklaşık 3.000 kadının bu yüzden öldüğü belirtiliyor. Bu kadınlar içerisinde, William Wilde‘ın gayrimeşru kızlarının yer alması aslında kafamızı karıştırmıyor değil ama kaynaklar!..

Hafif sebepler arasında ise taşımanın zor olması, tekerleklere dolanabilmesi ve şiddetli bir rüzgar halinde yaralanmalara sebebiyet verebilmesi yer alıyor. Neyse ki günümüzde sadece gelinliklerimiz kabarık! Ve daha hafif tabii ki…

4- Apartman Topuk

“Ne var canım, ben çok severim apartman topuk!” dediğinizi duyar gibiyiz ancak bahsettiklerimiz sandığınız ayakkabı modelleri değil! Bu daha çok günümüz gökdelenleri gibi! Ayrıca yüksek topuğun modern bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorsak da yanılıyoruz çünkü 15., 16. ve 17. yüzyıllarda moda olan ve “chopin” adı verilen bu apartman topuklar oldukça ilkel bir form. Ancak, bu ayakkabıların kültürel ve sosyal duruşa yönelik bir sembol olma özelliği bulunuyor.

Yıllar içerisinde “chopin”ler evrimleşerek 50 dereceye kadar yükseldi ve daha büyük tehlikelere gebe bir forma kavuştu. Bu ayakkabılar ve daha yüksekleri ile ayağımızın burkulduğunu düşünmek bile istemiyoruz. Tabir-i caizse gökdelenin tepesinden atlamak gibi!

5 – Foot Binding (Ayak Bağlama)

Evet; kağıt, pusula, barut (faydası tartışılır) gibi buluşları ile minnettar olduğumuz Çin, bu trendi ile bizleri oldukça üzüyor. Çinli kadınlar küçük yaştan itibaren ayaklarının fazla büyümemesi adına ayaklarına demir ayakkabılar giyiyor. Güzellik trendi mi yoksa “Çin işkencesi” dedikleri şey mi karar veremedik!

Kaynaklara göre bu yöntem İmparator Li Yu zamanına kadar uzanıyor ve ayaklarını yeni ay şekline sokarak bale benzeri bir dans icra eden Yao Niang adlı bir dansçıya dayanıyor. Kimin aklına gelirdi, bir danstan ayakların formunu değiştirip buna güzellik demek!

Görsellere bakıldığında bunun ne kadar acı verici bir yöntem olduğunu anlamak pek de zor değil. Bu süreç genellikle dokuz yaşına kadar sürüyormuş ve ayaklardaki kemikler alınarak onlara şekil veriliyormuş. Enfeksiyon sonucu ölümün sıklıkla gerçekleştiği belirtilse de gerçeklemediği durumlarda ömür boyu tıbbi sorunlar yaşandığı söyleniyor.

6 – Sert Yüksek Yaka

Hep kadınlar mı güzel olmak için çabalıyor dersiniz? Hayır! Erkekler için de moda önemli ve anlatacağımız şey onlar için gerçekten tehlike arz ediyor. 19. yüzyıl icadı olan sert yüksek yakalar “Baba öldürücü” olarak adlandırılıyor. Birçok durumda kan akışını kesebilecek olduğundan öldürücü olduğu söyleniyor.

Bu moda aksesuarı “her gün gömlek değiştirmek zorunda olmamak” anlamına gelse de hayatı tehlikeye atıyordu. 1888’de parkta ölü olarak bulunan John Cruetzi isimli adamın bu yakalar yüzünden öldüğü belirtiliyor. Bankta uyuyakalan adamın kafası öne doğru baskı yaptığından kan akışı sağlanamıyor ve nefes borusu da işlevini yerine getiremediğinden ölüm gerçekleşiyor. Felç mi, ölüm mü yoksa her gün gömlek değiştirmek mi?

7. Boyun Uzatma

Boyun uzatma trendi Burma’da bulunan Kayan halkı için bir güzellik göstergesi kabul diliyor. Bunu başarmak için kendinden iki yaş küçük insanlara uygun olan boyun halkalarını takıyorlar. Böylece halkalar daha uzun bir boyun izlenimi yaratmak için yeterli basıncı uygulayabiliyor. Uzun süre takılan boyun halkaları acı veriyor ve deformasyona neden oluyor.

Bugün nadir olarak görülmekle birlikte o zaman oldukça popüler ve pahalı bir trend olan boyun halkaları, birçok turistin dikkatini çekiyordu. Turistler “zürafa kadınlar” ile fotoğraf çekilebilmek için bölgeye akın ettiğinden bugün de ticari sebeplerle bu halkalar kullanılmaya devam ediliyor. Üzücü, evet!

8 – Kurşun Yüz Boyası

Kraliçe Elizabeth’in aşağıdaki resmine göz attığımızda en çok merak uyandıran şeyin yüzünün neden bu denli beyaz olduğudur gibimize geliyor. “Neden” sorusunun cevabı ise beyaz yüzün o zamanın güzellik akımlardan biri olmasıdır. O dönemlerde beyaz yüz eğilimi zenginlik ve güzellik sembolü iken bronzlaşmış bir cilt düşük seviyede bir sosyal sınıfı temsil ediyordu. Oysa şimdi?!

Bu görünümü elde etmek için de zehirli ve deride ciddi hasarlara neden olabilen kurşun boya kullanılıyordu. Bu boya; baş ağrısına, saç dökülmesine, mide sorunlarına, diş çürümesine, felç olmaya hatta ölüme sebep olabiliyordu.

9 – Pudralanmış Peruklar

Bu trendi başlatan isim XIII. Louis! Uzun saçın popüler olmaya başladığı bir dönemde saçları dökülmeye başlayan Fransa Kralı peruk aldı ve Avrupa’ya yayılan bu tuhaf peruk modasının öncüsü oldu!

Genellikle atların ve keçilerin kıllarından yapılan peruklar mumlanmış, parfümlü ve pudralanmış haldeydi. Peruklar asla yıkanmadığı için bitler görülebiliyordu ve fareler için de harika yuva profili çiziyordu. Pudralanmış peruk 19. yüzyıl sonuna dek bir sınıfın sembolü olarak varlığını sürdürdü. Günümüzde de İngiltere ve Avustralya’da birçok hakim ve avukat tarafından hükümdarın temsili için giyilmeye devam ediliyor. Artık en azından kuru temizleme var!

10. Radyoaktif Makyaj

Marie Curie’nin 1898 yılında radyumu keşfinden sonra bu kimyasal element popülerleşerek kozmetik endüstrisinde de kullanılmaya başladı. En yaygın olduğu ülke olan Fransa’da, radyoaktif güzellik uygulamalarının ilk markalarından biri ThoRadia‘ydı. Bu dönemde toryum klorür ve radyum içeren parfüm, krem, yüz pudraları ve rujlar dahil bir dizi güzellik ürünü üretildi.

İngiltere’de Radior markası radyum içeren gece kremi, ruj, allık, kompakt pudra, kapatıcı krem, Talcum pudrası, saç tomiği ve cilt sabunu dahil birçok kozmetik ürünü piyasaya sürdü. Radyumun insanların cildine enerji vermesi gerekiyordu ancak radyoaktif bir madde olduğundan kusmaya, anemiye, iç kanamaya ve neticede kansere yol açtı. Biz uzun süre telefonlarla konuşmaya bile korkarken!

11. Diş Boyama

Çin’in, Pasifik Adaları’nın, Japonya’nın ve Güneydoğu Asya’nın güneydoğu bölgelerinde, siyah dişler M.S. 200’lerin başında sağlık, güzellik ve aristokratik statünün sembolü kabul ediliyordu. Japonya’da “ohaguro” olarak bilinen diş kararması, bu güzel görünüşü elde etmek için demir bazlı bir siyah boya içmek zorunda kalındığı anlamına geliyordu. Dişleri karartmak için kullanılan kimyasal bileşenler sebebiyle bu trend şiddetli reaksiyonlara neden oluyordu ve nihayet 5 Şubat 1870’te Japonya Hükümeti bu uygulamayı yasakladı. Daha çok korku filmi gibi değil mi?

12. Muslin Hastalığı

19. yüzyılın başlarında beyaz muslin elbiseler düz örgülü pamuklu kumaşlardan üretiliyordu ve ilk adını Irak’ın Musul kentinden alıyordu. Aynı zamanda Fransa’da Muslin hastalığı olarak bilinen bir salgın olduğu da belirtiliyor.

19. yüzyılın başlarında Avrupa’da garip ve tehlikeli bir moda eğilimi ortaya çıktı. Bu moda eğilimine göre kadınlar dışarı çıkmadan önce elbiselerini ıslatıyorlardı. Bu sıra dışı uygulama kadın figürlerini göstermesinin yanında tam bir skandaldı ve eşit derecede de tehlikeliydi. Bu trend ağır pnömani (zatürre) vakalarına yol açarak binlerce kadının ölümüne neden oldu. Neden ama neden?!

13 – Köpek Üzümü Bitkisinden Göz Damlası

Belladonna ya da ölümcül köpek üzümü birçok kişi tarafından Dünya üzerindeki en zehirli bitkilerden biri kabul ediliyor. Bu bitkinin meyveleri güzel ve yenilebilir görünse de az bir miktarı bile ölümcül olabilecek derecede güçlü dozda tropan alkaloidleri içeriyor.

Viktorya döneminde büyük göz bebekleri olan kadınlar muhteşem kabul edilirdi ve göz bebeklerini büyütmek ve genişletmek için her gün bu bitkinin yağını kullanıyorlardı. Yağın son derece tehlikeli olduğunu bilmelerine rağmen bunu kullanmaya devam ediyorlardı.

Bu zehirli bitki körlüğe, hızlı kalp atışına, ağız kuruluğuna, geveleyerek konuşmaya, ışık duyarlılığına, idrar yapamamaya, denge kaybına, cildin kızarmasına, hafıza kaybına, halüsinasyonlara ve hatta ölüme sebep oluyordu. Bu yöntem Viktorya döneminde trende ayak uydurmanın en tehlikeli yolu olarak görülüyordu. “İyi ki o dönemde yaşamamışız.” demedik değil!

14 – Arsenik Elbise

1800’lü yıllarda arsenik bazlı pigmentlerle boyanan yeşil bir elbise kelimenin tam anlamıyla bir ölüm elbisesiydi. “Paris Green” olarak bilinin oldukça zehirli zümrüt yeşili kristal toz, perdelerden elbiselere birçok şeyin boyanmasında kullanılıyordu. Bu yeşil elbiseler, doktorların elbiseleri giyenlerin daha erken öldüğünü tespit etmesine dek oldukça popülerdi ve yaygın bir şekilde giyildi.

Elbiselerde kullanılan arsenik bazlı pigment, ciltte yaralara ve uyuz hastalığına, ishale ve baş ağrılarına sebep oldu ve sonunda kansere yol açtı.

15 – Yanıcı Kumaşlar

Sebze liflerinden elde edilen pazen kumaş, gecelik ve iç çamaşırlarda popülerlik kazandı. O dönemlerde en ucuz malzemelerden biri olan pazen, dikkat edilmediği zamanlarda çok acı veren bir ölüm sebebi olabilirdi. Son derece yanıcı olan bu malzemeden yapılmış bir gecelik ile mumu temas ettirmek yeterlidir. Çoğu çocuk, ev kazalarında pazenin yanıcı olması sebebiyle hayatını kaybetmiştir.

Netice olarak hangi çağda olunursa olunsun “güzel olmak” her zaman önemli kabul edilegelmiştir diyebiliriz. Ve maalesef, kadınlar yine hayatları pahasına birçok yönteme başvurarak güzel olmayı istemişlerdir. Günümüzde bu konu ile ilgili mücadele hala devam ediyor ve umuyoruz “kusursuz güzellik” algısından vazgeçeceğiz.

Konu ile ilgili olduğunu düşündüğümüz ASOS’tan Mesaj Var: Rötuşa Hayır! yazımızı da okumanızı öneririz.

Bir Çin Atasözü der ki:



Dünyada kusursuz olan iki insan vardır: biri ölmüştür, diğeri de doğmamıştır.

Kusurlarınızdır sizi siz yapan…

Sağlıkla kalın!

Daha fazla içeriğe ulaşmak için Blogager adlı blog sitemizi ziyaret edebilirsiniz…
3

arrow_upward