Ruhun Doysun: İyileştiren Gıda

Bugün 2. sezonun ilk bölümü 5 Ekim 2018 tarihinde YouTube üzerinden yayınlanan ve Grundig sponsorluğundaki ”Ruhun Doysun” projesine bir göz atalım…

Peki Grundig Ruhun Doysun projesini niye başlattı?
”Doğanın tüm saflığı ve mucizeleri ile insanların ihtiyaçlarına yetecek kadarını karşıladığını biliyoruz. Bu yüzden, doğaya hak ettiği özeni, üzerinde yaşayan insanlara hak ettikleri yaşam kalitesini verebilmek için kaynaklarımıza saygı duyuyoruz.

Yarını unutmadan anı yaşamayı, hayatın bize sunduklarının tadına varmayı önemsiyoruz.

Ruhun Doysun projesi, daha rafine ve kaliteli yaşam için bir yolculuk.

Grundig olarak biz, seni içinde özen ve farkındalığın olduğu, doğayla bağ kurduğumuz, geri dönüşümü alışkanlık haline getirdiğimiz, bilinçli tükettiğimiz, soframızdaki yemeğin nereden geldiğini ve nereye gittiğini bildiğimiz bu deneyimi bizimle paylaşmaya davet ediyoruz.” 

via: https://www.ruhundoysun.com
Peki… Şimdi gelelim projeye eşlik eden ünlü şefimize… Mehmet Gürs kimdir?

”Mehmet Gürs, İstanbul Yiyecek İçecek Grubu bünyesindeki, “Mikla” dahil, 19 başarılı işletmenin şefi ve ortağı olmasının yanı sıra bir çok kişi tarafından, İstanbul’un çağdaş lokantacılığını başlatan kişi olarak tanınıyor ve yeni başlattığı vizyoner “Yeni Anadolu Mutfağı” ile de adından söz ettiriyor. Bu yaklaşımda, geleneksel ve gerçekten “asil” ürünlere saygı ile eski ve yenilikçi yöntemlerle yarının mutfağını yaratma çabası var. Yıllar boyunca odaklandıkları yoğun araştırmalar ve yaratıcı prosesler sonucunda, araştırmacı şefler, tam zamanlı bir Antropolojist, köylüler, anneler ve dedeler ile birlikte, bölgenin ürünleri, yöntemleri, alışkanlıkları hakkında derin bilgi birikimi ile geniş bir ağ oluştu. Tüm bu çalışmalar, toprağın gerçek sahipleri ve şehirlerdeki şefler arasında başarılı bir işbirliği ile sonuçlandı. Ve ödül olarak, Mikla, 2015’te Dünyanın en iyi 100 lokantalarından biri seçildi.

Mikla ile birlikte, Gürs, rahat aile lokantası zinciri “numnum café & restaurant”, İtalyan lokantası “Trattoria Enzo”, yenilikçi self servis lokantası “Terra Kitchen” ve kahvecilikte yeni sayfa açan “Kronotrop Coffee Bar & Roastery” markalarını da işletiyor. 3. dalga kahvecilikte Türkiye’de lider konumunda yer alan Kronotrop’un kavurma ustaları ve baristaları, son iki senedir Türkiye’yi Dünya şampiyonalarında temsil ediyor. Buzzfeed ise Kronotrop’u ölmeden önce Dünyada görülmesi gereken 25 en iyi kahveci arasında sayıyor.

İstanbul Yiyecek İçecek Grubu, Türkiye’de Gastronomi sektörünün öncüsü olarak yer almaya devam etmektedir.
” 

via: https://www.miklarestaurant.com/tr/mehmet-gurs/profil
Şimdi 2. sezonun ilk bölümünün kısaca ne anlattığına bir göz atalım;

”Yediklerimiz sadece bizi etkilemiyor. Yediğimiz her lokma ile üreticiyi, toprağı, denizi de etkiliyoruz. Nasıl bir dünya istediğimizi de gün içinde yediğimiz lokmada belirliyoruz.
Gıda bizi iyileştirir, yaşatır, hasta eder ya da öldürür. Benzer şekilde sadece bizi değil toplumu da iyileştirir ya da yok edebilir. Örneğin geleneksel bir ürünü almayı bıraktığımızda küçük üreticiler, peynirci, çiftçi ya da hayvancı onu satamadığı için köyden göç etmek zorunda kalır.

Seçtiğimiz gıda birçok şeyi belirliyor. Doğada serbestçe büyüyen binlerce bitki “İyileştiren Gıda” var, bunların birçoğu muhtelif konularda çok yararlı.

Tam da bu noktada köyden şehre göçün yoğunlaştığı, köylerin neredeyse insansızlaştığı dönemde bu süreci tersine çevirmenin yollarını arayanlardan biri İlhan Koçulu. Geleneksel ve yerel tatların yaşadığı, İyileştiren Gıda’nın yetiştiği topraklara canlılık getirmek düşüncesiyle ve toprağın ve tohumun bereketine olan inancıyla Kavılca buğdayına hayat verir ve aynı düşünceyi paylaşanlarla üretime geçer. Kendisinin en büyük destekçileri de küçük üreticiyi desteleyen bilinçli tüketiciler. Ne aldığını, neye para verdiğini ve bedenine ne gönderdiğini bilen tüketici.

Boğatepe belki de kırsal kalkınma açısından en iyi örneklerden biri. Bir kişinin nasıl bir fark yaratabileceğini görüyoruz orada. Normalde çoğumuz duymazdık Boğatepe Köyü’nü. Ama peynirciliği ile, şifalı bitkileri ve araştırmaları sayesinde Türkiye haritasında hatta dünya haritasına oturmuş vaziyette. Biz oradan almaya devam ettikçe hem o köyü hem de kendimizi iyileştiriyoruz.

‘Ne yiyorsak oyuz’ tam anlamıyla. Bunu bilimsel olarak da biliyoruz artık. Vücudumuzdaki her hücre yediklerimiz, içtiklerimiz ve soluduğumuz havadan yapılıyor, onlardan oluşuyor.

Bir diğer örnekse Nihat Gökyiğit desteğiyle, Ahmet Bey’in Kafkas arısını kurtarma projesini başlatması. Dünyada çok bilinen, Türkiye’de bilim insanları tarafından ve arıcılıkla özellikle ilgilenen insanlar tarafından bilinip el üstünde tutulan bir insan Ahmet Bey. Ama onun biraz daha ötesine baktığımız zaman Ahmet Bey ve onun gibiler aslında bölgeleri kurtaran insanlar.

Projeye başlayalı 20 yıl olmuş. Köydeki gençler okumaya gitmiş ve şu an bilim insanı olarak geri gelmiş ve orada suni döllenme yapıyor, ana arı üretiliyor, Türkiye’nin birçok yerine ana arı gönderiliyor ve bütün toplum bir arının etrafına birleşiyor ve yine bütün toplum iyileşiyor.
#GıdayaSaygı”

via: https://www.youtube.com/watch?v=qWUh-2cbwnw&list=PLTiMhGJ8WDHcnDJSBxTOYvFyqmagCRQID&index=1

Dürüst olmak gerekirse, insanlarımızın bu programı izleyip hayatını ve yediği gıdaları sorgulamaması imkansız. Hem öğretici hem sorgulatıcı bir program olmuş. Daha çok insanın izleyip bilinçlenmesi şart. Emeği geçen herkesin eline sağlık! 

Yorumlar (0) Yorum Yap

/