Founder @ceotudent | Girişimcilik & İçerik
3 Ekim 2018
Öğrenci Kulüplerine Katılmak İçin 4 Önemli Neden
6-7 yaşından bu yana okula gidiyorsunuz. Bir şeyler öğreniyorsunuz. Çocuk olarak başlayıp genç olarak tamamlıyorsunuz. Sıra geliyor heyecandan bacaklarınızı titreten üniversite sınavına. Sancılı bir dönem daha bitiyor. Daha kendinizin ne olduğunu bilmeden, yine kafanızda pembe dizi senaryolarından birini yaşadığınız bir günün sabahında size meslek seçmeniz gerektiğini söylüyorlar. Yaptığınız seçimin 4 yıldan ibaret olduğunu düşünür gibi oluyoruz. Çünkü çevremizdeki herkes öyleymiş gibi davranıyor. Yaptığınız seçim için bir gün büyük pişmanlıklar yaşama olasılığınız hiç kimsenin umurunda değil. Bir kumar oynuyorsunuz. Tutturabilirseniz ne âlâ, tutturamazsanız o genç yaşta kimliğini bulamamış insanlara dönüşüyorsunuz. Sevmediğiniz bir mesleği yapmak zorunda kalıyorsunuz. Hayatınızın sonuna kadar bununla yaşayacak olmak bunu her düşündüğünüzde size acı veriyor. Kötü bir anne/baba ya da kötü bir eş oluyorsunuz. Öğrenci kulüpleri ile ne alaka dediğinizi duyar gibi oluyorum. Şöyle ki;

1) Kendinizi buluyorsunuz.

Bir öğrenci olarak ne yapabilirsiniz? Okula gidebilirsiniz. Arkadaşlarınızla eğlenebilirsiniz. Spor yapabilirsiniz. Etkinliklere katılabilirsiniz. Staj yapabilirsiniz. Ama bir öğrenci kulübünde sponsorluk görüşmeleri yapabilir, organizasyon koordine edebilir, proje üretebilir, kulübün dergisine ya da gazetesine makale yazabilir, röportaj ayarlayabilir, sosyal sorumluluk projelerine katılabilir, grafik tasarım öğrenebilir, sosyal medyanın kurumsal tarafını deneyimleyebilirsiniz. Yani birçok şey yapabilirsiniz. Fakat bunların çok azını tek başınıza gerçekleştirebilirsiniz. Yaptıklarınız arasında bazıları sizin için daha heyecan verici olacak. Ve belki de aradığınız tutkuyu bulacaksınız. Yanlış bir meslek seçimi yapmış olsanız bile kulüp size daha geç olmadan aslında ne yapmak istediğinizi bulmanıza yardımcı oluyor.

2) İş yaşamının bir simülasyonunu yaşıyorsunuz.

Bir üniversite öğrencisisiniz. “Ben de bir gün buralarda mı çalışacağım?” dediğiniz büyük şirketlerin birinin önünden geçiyorsunuz. Kaç kişinin çalıştığını, insanların mutlu olup olmadığını düşünüyor, kendinizi bir binanın dış cephesine ve dev bir firma logosuna bakarken buluyorsunuz. Siz bunları yaşarken “Ne’ci ya bu çocuklar?” dediğiniz kulüpçü arkadaşlarınız o binanın içinde pazarlama, insan kaynakları ya da kurumsal iletişim departmanlarının biriyle iş birliği yapıyor.
Tek başınıza o binaya girip “Ben pazarlama departmanıyla bir şey görüşecektim” diyemiyorsunuz. Ama oraya bir kurumu temsil ederek girebiliyor, ilgili kişiyle görüşebiliyor ya da randevu ayarlayabiliyorsunuz. Çünkü bir topluluğu temsil ediyorsunuz ve iş yapıyorsunuz.

3) Sosyal olarak da gelişiyorsunuz.

İletişimin her türlüsünü deneyim ediniyor, genç yaşta genç insanlarla büyük işler başarıyorsunuz. Motivasyon, sorumluluk bilincinin verdiği özgüven, eğlence, network, sosyallik, liderlik, girişimcilik, gönüllülük ruhu, takım çalışması gibi birçok alanda kendinizi geliştirebiliyorsunuz.
Etkinliklerde büyük şirketlerin yöneticileriyle yakın temasta bulunabiliyorsunuz. Ya da girişiminize fayda sağlayabilecek insanlarla, yatırımcılarla tanışabiliyorsunuz.

4) Aynı tutkuları paylaşıyorsunuz.

Gönüllülük olgusu etrafında toplanmış ve kendisini geliştirme çabası içinde olan insanların aynı tutkularla büyük işler başarıyor olmasından daha gurur verici bir şey yoktur. Bunu birlikte yaşadığınız, birlikte başardığınız insanlara borçlu oluyorsunuz. Onlar sizin aileniz oluyor. Bu duygulara genç yaşta tanık olmak 35’li yaşlara kadar size sonsuz bir motivasyon sağlıyor. Unutamadığınız anılar biriktiriyor, sıradan bir üniversite öğrencisi olmamanın haklı gururunu yaşıyorsunuz.
7