Üretemediğim her günü yaşanmamış sayarım.
24 Ağustos 2019
Kimsenin Daha Önce Size Öğretmediği 3 Önemli Yaşam Becerisi
Şimdi, hepimizin ideal olarak babalarımızla yapmayı hayal ettiğimiz bu yürekten kalbe olan konuşmalardan birini yaptığımızı hayal edelim. Tüm babalık bilgeliğimle sana kimsenin söylemediği en önemli üç yaşam becerisinden bahsedeceğim.

İlk Önemli Yaşam Becerisi: bir şeyleri kişisel olarak algılamayı bırakın.

Beynimizde yaşayan bilincimizin talihsiz bir yan etkisi, hayatta yaşadığımız her şeyin bir şekilde bizi içermesidir. Trafikteki birine sinirlenirsin. Dün gece gördüğün haber bülteni seni kaygılandırır. Şirketinizin bu yılki sıçrayışı size daha fazla para kazandırır.
Sonuç olarak, başımıza gelen her şeyin gerçekte bizle ilgili olduğunu varsaymaya karşı bir önyargımız var. Bu insanın doğasında olan bir şey.
Sadece bir şey yaşaman, sadece tek bir şeyin belli bir şekilde hissetmene neden olması ya da sadece bir şeyi önemsemen o şeyin seninle ilgili olduğu anlamına gelmez.
Bunu hayatın içinde koşuştururken hatırlaması zordur. Bunun sebebi sadece beynimize ve kendi bedenlerimize gömülmemiz değildir. Bu aynı zamanda kısa bir süre için kendimizi iyi hissettirir. Dolayısıyla fark etmeden bunu yapmaya devam ederiz.
Yani hayatınızda olan her şeyin size iyi geldiğini düşünmek iyi hissettiriyor, çünkü bu iyi, sizi harika hissettiriyor. Ancak, bunun için ödediğiniz bir bedel vardır. Bu bedel de bu durumun tam tersinin de gerçekleşiyor olmasıdır. Yani bu, hayatınızdaki tüm kötü şeylerin de kendinizle ilgili olduğunu düşünmenize sebep olur.
Her şey yolundayken kendinizi tanrıların yeryüzüne verdiği bir armağan gibi hissedersiniz. İşler kötüye gidince de haksızlığa uğrayan ve daha iyisini hak eden, kendini beğenmiş birine dönüşürsünüz.
Sabit olan bu hak duygusudur. Bu sürekli bir haksızlık hissi yaratır ve sizi duygusal bir vampire dönüştürür. Çevrenizdekilerin enerjisini ve sevgisini tüketen anti-sosyal bir kara delik haline gelirsiniz.
Tamam, belki biraz dramatik. Ama ne demek istediğimi anladınız.
İnsanlar sizi eleştirdiğinde veya reddettiğinde, büyük olasılıkla bu durumun onlarla daha fazla ilgisi vardır. En azından sizinle olan ilgisinden daha fazladır. Diğer insanlar sadece seni çok fazla düşünmüyorlar (sonuçta, her şeyin kendisiyle ilgili olduğuna inanmaya çalışmakla çok meşguller).

Yaptığın bir şeyde başarısız olman, kişi olarak başarısız olduğun anlamına gelmez. Bu sadece bazen başarısız olan bir kişi olduğun anlamına gelir.

Trajik bir şey olduğunda ve çok acı çektiğinizde, yaşamanın zorluklarla yüzleşmeyi seçmenin bir parçası olduğunu, ölüm trajedisinin yaşama anlam veren bir şey olduğunu unutmayın. Acının hiçbir önyargısı yoktur, hepimizi etkiler. Hak etmek ya da hak etmemek denklemin bir parçası değildir.

İkinci Önemli Hayat Beceri: Nasıl ikna olunur ve fikrinizi nasıl değiştirirsiniz?

Çoğu insan, inançlarına meydan okunduğu zaman, inançlarını batan bir gemide can yeleği gibi kullanır.
Sorun şu ki, kişinin inancı çoğu zaman batan geminin ta kendisidir.
İnançlarımız yalnızca doğru olduğumuza dair fikirler vermekle kalmaz, kimliğimizin de temel bileşenlerini oluşturur. Ve bu inançları sorgulamak, temelde kim olduğumuzu sorgulamak anlamına gelir.
Bu yüzden parmaklarımızla kulaklarımızı tıkamayı tercih ediyoruz, “La la la la la la” yı tekrar tekrar söylemeyi ve yanlış olduğumuza dair talihsiz kanıtların sihirli bir şekilde ortadan kaybolacağını umuyoruz.
Mesela iklim değişikliğine inanmayan birini alın. Bu insanların birçoğu aptal değil. Bilimin ne dediğini iyi bir şekilde anlıyorlar. Argümanları da anlıyorlar. Sorun şu ki, bu insanların iklim değişikliğini reddetmelerinin sebebi sadece bunun gerçek olmadığını düşünmelerinden kaynaklanmıyor. Aynı zamanda, iklim değişikliğini reddetmek bir insan olarak kim olduklarını da temsil ediyor. Ancak inançlarımıza olan bu bağlılık sadece bilim ve siyaset için geçerli değil. Bu inançlar çoğu insanın günlük yaşamını da etkiliyor.
Hayatta çok yanlış olacaksın. Çünkü uzun vadede başarılı olma ve öğrenme yeteneğiniz, cehaletinize ve hatalarınıza cevaben inandıklarınızı değiştirme yeteneğiniz ile doğru orantılıdır.
Şunu deneyin: Bugün yaşamınızda potansiyel olarak yanılmış olabileceğiniz 20 şeyi yazın. Sadece maddi şeyler olmasınlar.
Burada amacımız, kimliğinizle ilgili bu derin varsayımların bazılarını sorgulamaktır. Mesela Ben çekici bir insan değilim; Tembelim; İnsanlarla nasıl konuşulacağını bilmiyorum; Hiç mutlu olmayacağım çünkü hayatın bir yerinde sıkışıp kaldım...
Bu varsayımlar ne kadar duygusal olursa, bu varsayımı yazmak ve ona meydan okumak da o kadar önemlidir. Bu ilk başta rahatsız edici gelebilir. Sorgulamak istemeyeceğiniz birçok varsayımınız olacaktır. Ancak şu şekilde düşünün: eğer diğer tarafı daha önce hiç görmediyseniz, onlara hiç meydan okumazsanız, kendi inançlarınızın sınırlarında ne kadar güvende olabilirsiniz? Geliştirmek istediğimiz şey, “diğer taraf”ı görebilme yeteneği.

Üçüncü Önemli Yaşam Becerisi: Sonucu bilmeden nasıl hareket edebilirsiniz?

Hayatınızın büyük bir kısmında, hemen hemen her şeyin kendisine bağlı net bir sonucu vardır. Okulda dönem ödevini yazıyorsun çünkü öğretmeninin yapmanı söylediği şey bu. Evde, odanı temizliyorsun çünkü ebeveynlerin seni bunun için ödüllendirdi. İş yerindeyken patronunuzun istediklerini yapıyorsunuz çünkü bunun için size para veriyor.
Hiçbir belirsizlik yok. Sadece rol yapıyorsun gibi.
Ancak hayatın çoğu - yani gerçek hayat - bu mantıkla çalışmaz. Kariyer değiştirmeye karar verdiğinizde hangi kariyerin sizin için uygun olduğunu söyleyen hiç kimse yoktur. Biriyle birlikte olmaya karar verdiğinizde, bu ilişkinin sizi mutlu edeceğini söyleyen kimse yoktur. Bir işe başlamaya veya yeni bir ülkeye taşınmaya karar verdiğinizde veya kahvaltıda krep yerine gözleme yediğinizde yaptığınız şeyin doğru olup olmadığını bilmenin bir yolu yoktur.
Ve böylece bundan kaçınırız. Bu kararları almaktan kaçınırız. Bilmeden hareket etmekten kaçınırız. Ve bilmediklerimizle hareket edemediğimiz için, hayatlarımız inanılmaz derecede kendini tekrarlayan ve aşırı güvenli hayatlar olarak kalıyor.
İnsanlardan hayatlarının amacını nasıl bulacaklarını sordukları çok sayıda e-posta alıyorum. Ya da doğru ilişkide olup olmadıklarını bilmek, doğru değişikliği yapıp yapmadıklarını bilmek istiyorlar. Ve bu insanlara cevap vermiyorum çünkü hiçbir fikrim yok. Çünkü hiç kimse yaşamınız için neyin doğru olduğuna karar veremez.
The Dark Knight'da Joker'in hayatının felsefesini paylaştığı harika bir sahne var:
“I just do things.”
(“Sadece bir şeyler yapıyorum.”)
 Joker’in tüm kusurları için (terörist, katil, silahlı soyguncu, suikastçi - ama şu an bunları gözardı edeceğiz), burada bir anlamı var.
Gerçek şu ki: bazen zor şeyler başarmak için bir sürü sebep ararız. Fakat sebeplerden dolayı o bir şeyi başarmaya çalışmak yanlış. Bir sebep arama, yapabildiğin için yap! Yap çünkü varlar. George Mallory'e neden Everest'e tırmanmak istediğini sorduklarında söylediği gibi: "çünkü orada.”
Hayatınıza biraz kaos ekleyin. Belirli bir miktar kaos sağlıklıdır. Büyüme, değişim, tutku ve heyecan uyandırır.
Bu kaos, belirsiz yaşam kararlarını daha iyi vermeniz için sizi eğitecek. Sizi, hangi cehenneme gittiğinizi bilmeden bir şeye başlamanız için eğitecek.
Bu, binlerce küçük hataya yol açacak olsa da, muhtemelen hayatınızın en büyük başarısı ile sonuçlanacaktır.

Küçük başlayabilirsiniz. Birine e-posta gönderin. Bir online eğitim satın alın. Bir arkadaşınızı veya aile üyenizi arayın ve ona “Bana şaşırtıcı olduğunu düşündüğün yeni bir şey göster” deyin.

Ama elbette burada ince bir tuzak var.
Birçoğunuz bu yazıyı okuduktan sonra şöyle diyecek: Belirsizliğe rağmen hayatımda bu büyük kararları verebilmem için kendiliğinden bir şeyler yapmaya başlamam gerektiğini öğrendim. Öyleyse bakalım, bugün kendi kendime ne yapabilirim ve bu yapacağım şeyleri nasıl planlayabilirim?
Kaybettin.

Başlamadan önce kaybettin, çoktan başarısız oldun.

Ama zaten amaç bu değil...
Bu işte bir ilerleme yok. İlerlemek diye bir şey yok. Hedefe ulaşmak için yaptığın her şeyi yapmayı bırak.

Ya da başka bir deyişle: beklenmedik şekillerde zaman kaybetmek konusunda iyi olun.

4

arrow_upward