28 Nisan 2019
Unutmaya ve Hafızaya Dair Geniş Bir Bakış Açışı: İnsan Neden Unutur?
Günlük hayatta sürekli olarak yeni bilgilerle karşılaşırız ve istemli ya da istemsiz olarak bu veriler, beynimiz tarafından verinin türüne göre sınıflandırılarak titizlikle depolanır. İki gün önce ettiğiniz kahvaltı, iş arkadaşınızın geçen hafta salı günü taktığı kolyenin rengi, ilkokul üçüncü sınıfta yazdığınız akrostişin başlığı… Bu bilgilerin hepsinin duyu organlarınız tarafından algılandığını, beyniniz tarafından işlendiğini ve belli bir süre boyunca hafızanızda yer edindiğini biliyorsunuz. Ama, bu sonsuz bilgi akışının gerçekte ne kadarını hatırlıyoruz? Veya daha önemlisi, neden özellikle bu bilgileri hatırlıyoruz? Hatırlayamadığımız (ya da en azından bu yanılgıya düştüğümüz- veriler, beyin hücrelerimiz tarafından işlenmiş ve belli bir süre depolanmış olmalarına rağmen neden erişimimize açık değil- basitçe hafızamızdan siliniyorlar mı? Eğer silinmeleri söz konusuysa, ihtiyacımız olduğunda hatırlayamadığımız bilgiler, nasıl bir süre sonra üzerine düşündüğümüzde aklımıza gelebiliyor? Unutma süreci, psikoloji ve nörobiyolojinin iş birliği içerisinde çalıştığı ve henüz açıklanamamış pek çok gizemi içinde barındıran bir kavram, ama günümüze kadar yapılan çalışmalarda kat edilen yol da göz ardı edilemeyecek kadar etkileyici. Bu üç yazılık dizimde, neden unuturuz, neden unutmalıyız ve 10 günde daha iyi bir hafıza konu başlıkları altında, konuyla ilgili hiçbir bilginiz olmasa dahi anlamakta zorluk çekmeyeceğiniz bir açıklıkla oldukça ilgi çekici olduğuna inandığım unutma olgusunun üzerinde duracağım. Serinin ilk yazısı olan Neden Unuturuz; unutma türleri, sebepleri ve beynin ilgili bölümleri üzerine giriş seviyesinde nörobilim ve psikoloji temelli bir yazı. Yazıyı okuduktan sonra; konuyla ilgili ilgi çekici çalışmalarıyla bir süredir radarımda olan, insan hafızası alanında önde gelen uzmanlardan, Amerikalı bilişsel psikolog Elizabeth Loftus’un Hafızanın Kurgusu isimli TED konuşmasını dinlemenizi de şiddetle tavsiye ederim.
...

İlginç ama Gerçek: Tek Seferde Yalnızca 7 Bilgi Depolayabilirsiniz

Unutmadan bahsetmeden önce, hafızayla ilgili bilmeniz gereken bazı bilgileri ele almak bu noktada yerinde olacaktır. Hafızanın iki türü olduğunu elbette ki duymuşsunuzdur: kısa süreli hafıza ve uzun süreli hafıza. Peki günlük hayattaki unutma problemi, hangisiyle, ne kadar bağlantılı?
Kısa süreli hafıza, üç ana özelliğiyle öne çıkar. Limitli kapasite, limitli süre ve kodlama. Belirli bir süre içerisinde, sadece 7 tane bilginin kısa süreli hafızaya kaydedilebildiğini biliyor muydunuz? Ayrıca bu depola(n)ma o kadar hassastır ki, en küçük dikkat dağınıklığı sebebiyle kaybedilebileceği gibi, beyninizde sadece 15-30 saniyelik bir süre boyunca yer işgal eder. Kodlama ise, temel olarak duyduğunuz seslerin görsel veriye dönüştürülmesi, hatta tam tersini de mümkün kılar. Tabi ki bunların hepsi, oldukça hızlı gerçekleşmek zorundadır, aksi takdirde konuşma, dinleme ve iletişimdeki geri bildirim döngüsünün ne kadar büyük ölçüde zarar göreceğini tahmin etmek zor değil.

Uzun süreli hafıza ise bilgilerin ve yeteneklerin sürekli korunmasını sağlaması ve teorik olarak kapasitesinin sınırsız olması yönüyle işlevi ve özellikleri bakımından kısa süreli hafızadan büyük ölçüde ayrılır. Bilgilerin depolanma süresiyse, birkaç dakikadan bir ömüre kadar değişiklik gösterebilir. Semantik (anlamsal) ve görsel kodlama ana sınıflarken, işitsel kodlama da bu hafıza da gerçekleşebilir.


“Adı Dilim Ucunda” “Yüzü Çok Tanıdık Geliyor Ama Çıkaramadım Bir Türlü” “Neydi Şu Bavulun Şifresi?” 

Psikoloji uzmanlarına göre unutma, iki alt başlığa ayrılır. Bunlardan birincisinde bilgi beyne depolanır, ama ihtiyacınız olduğunda bu bilgiye erişemezsiniz. İleri bir tarihte hatırlamanızın mümkün olduğu bu bilgi, ulaşılamaz olarak sınıflandırılır ve kısa süreli hafızayla ilişkilendirilir. Adı dilimin ucunda, neydi şu kelime cümlelerini kurduğunuz zamanlarda, söz konusu olan, ulaşılamaz bilgidir haliyle.
Unutmanın ikinci türüyse, insan beyninin basitçe unuttuğu ve bilgiyle ilgili ipuçlarının tamamen silindiği, uzun süreli hafızanın devreye girdiği türdür. Bu durumda bilgi kullanım dışıdır. Örneğin ortaokul yıllarında okuduğunuz bir kitabın baş karakterinin ismi, hafızanızdan beyniniz tarafından gereksiz addedilerek temelli silinmiş olabilir. İşte bu gibi durumlarda olmayan bilgiye erişmek zaten söz konusu olmayacağı için, veri kullanım dışı sınıfına girer.

Unutkanlığınız Yüzünden Bir Sorun mu Yaşadınız? Hippokampüsünüzü Suçlayın

Bir hatıra ya da veri, beyinde iki şekilde sembolize edilir ve bu semboller vasıtasıyla kodlanarak işlenir. Birincisi olan aşinalık (familiarity); sadece spesifik detayları olmadan hatırlayabildiğimiz bilgileri kapsar. Şimdi düşünün, 100 Türk liralık banknotun üzerinde hangi ünlü simanın resmi ve imzası var? Peki ya 50 Türk lirasının? Sayısız kez gördüğünüz halde çıkaramadınız, değil mi? İşte bu durumun sebebi, aşinalık oluşturulmasında görev alan ekstrahippokampal yapıların, müdahaleye daha duyarlı olması ve sizin için uzun vadede gerekli gördüğü bilgileri seçerek depolamasıdır. Öte yandan anı, başka bir deyişle bellek (recollection), verilerin içeriklerinin de hatırlanmasını sağlar. Bellek temelli hatıralar, hippokampüsün kendisi tarafından desteklenirler ve bir raddeye kadar başka bir verinin müdahalesine daha dayanıklıdırlar. 
Hippokampüs, hatıraların kaydedilmesinde önemli rol üstlenen ve frontal lobda bulunan önemli bir beyin bölümüdür. Bireyin; nesnel olgu ve olaylarla ilgili -bir konuşmayı ezberlemek ya da replikleri akılda tutmak gibi- ve arada ilişkiler kurma ve sebep-sonuç ilişkisiyle bağdaştırma-bir taksi sürücüsünün şehir içinde gideceği rotayı aklında tutması gibi- olmak üzere iki tür hatırayı işlemesinde ve tekrar kullanmasında rol üstlenir. Ayrıca hippokampüs, kısa süreli hafızaya kaydedilen bilgilerin uzun süreli hafızaya dönüştürülmesini sağlar. Ancak bu bölge, sadece dönüşüm sürecinde görev alır, başka bir ifadeyle bilgilerin depolanması sonraki aşamada başka bir yerde gerçekleşir.

Peki ama neden unuturuz?

Unutmanın sebepleri, konunun uzmanlarının büyük çoğunluğu tarafından kısa süreli ve uzun süreli hafızayla ilişkili olanlar şeklinde iki sınıfta ele alınmasına rağmen, bu sebep ve türlerin diğer hafıza çeşidi için de kimi zaman mümkün olabileceğinin altını çizmekte fayda var.
Kısa Süreli Hafıza ile İlgili Olanlar
1. Bozulma (Decay): Bazı anılarımız zaman içerisinde, tekrar kullanılmamaları nedeniyle aşamalı olarak silinir. Bu silinme, kimi zaman detayların kademeleri olarak unutulması şeklinde gerçekleşirken, kimi zamansa bu nüansların zamanla değişime uğrayarak bozulması halinde vuku bulur. 
Basit bir örnekle bunu daha rahat anlayabilirsiniz: Sahilde kuma yazı yazdığınızı hayal edin. Dalgalar kıyıya vurdukça yazdığınız yazının şekli bozulacak ve bir süre sonra da yazı tamamen silinecektir. Bu benzetmede kum, beyin hücrelerinizin hatıraları oluşturan bir ağını temsil ederken; dalgalar, zamanın geçişini sembolize eder. 
2. Müdahale (Interference): Benzer bilgileri ezberlemeye çalıştığınızda, zaten sahip olduğunuz bilgiyi anımsamakta zorlandığınız zamanları hatırlayın. Günlük hayatta oldukça sık karşılaştığımız bir durum bu aslında. İster bir öğrenci olun ve ayırt etmenin neredeyse imkânsız olduğu fizik formüllerini hatırlamanız gereksin, isterseniz ocak ve şubat ayı sanayi ciro artışlarını ve aslında pek de bağlantılı sayılamayacak sektörel üretim rakamlarını patronunuza her an söyleyebilecek şekilde aklınızda tutmaya çalışıyor olun: yeni gelen verinin eskisiyle rekabeti sebebiyle bir noktada hafızanızda karışıklıklar yaşamaya mahkumsunuz. Peki, müdahale adı verilen bu rekabetin türleri nedir ve etkilerini nasıl en aza indirebilirsiniz? Bilişsel psikoloji, neyse ki bu konuda bir yol haritası çiziyor.
- Geriye Dönük (Retroactive) Müdahale: Yeni deneyim ya da bilgilerin, eski bilginin unutulmasına yol açmasıdır.
- İleriye Yönelik (Proactive) Müdahale: Eskiden öğrenilen bir bilginin, yenisinin öğrenilmesine engel olması ya da yeniyle ilgili detayların öğrenimini büyük ölçüde zorlaştırmasıdır.
Biraz önceki kum örneğini hatırlıyor musunuz? Bu sefer kıyıya vuran dalgaları hikâyeden çıkarın ve yazdığınız yazının üzerine küçük bir çocuğun gelip başka bir şey yazdığını hayal edin. Bu durum unutmaya yol açacaktır, çünkü aslında eski bilginin üzerine yenisinin yazılması -kodlanması- söz konusudur. Bu durumu önlemek içinse psikologlar tarafından bir bilginin öğrenilmesinin ardından belirli zaman aralıklarıyla tekrar edilmesi ve yeni bilgilerin derinlemesine öğrenilerek konuya eskisiyle rekabete giremeyeceği kadar hâkim olunması öneriliyor.
3. Yerini Alma (Displacement): Adından da anlaşılacağı üzere, eski bilgininin üzerine yenisinin kodlanması değil, yeninin tamamen eskisinin yerini alması söz konusu bu sefer. En yakın arkadaşınızı aklınıza getirin. Üzerindeki kıyafet, son görüştüğünüzde giydiği mi? Dış görünüşünün, birkaç hafta önceki görüşmenizdeki halinin yerini aldığını fark etmişsinizdir. İkincisini hatırlamakta güçlük çekmeniz doğaldır, çünkü son zamanlarda onu gördüğünüz kıyafetler, onun vücuduna ait olan özelliklerle beraber ilk seferde aklınızda kalacak şekilde depolanmıştır. Belki biraz düşündükten sonra üç ay önceki çivit mavisi kazağını ve gözlerini ne kadar vurguladığını düşündüğünüzü hatırlıyorsanız, detay, uzun süreli hafızaya kaydedilmiş demektir.
4. Güdülenmiş Unutma (Motivated Forgetting): Rahatsız eden, üzen ya da negatif duygularla özdeşleştirilen anıların gönüllü baskılanması ya da bilinçaltına itilmesi, beynin veriyi tekrar işleme sokmayı fazla travmatik bulduğu durumlarda gerçekleşebilir. Fakat bu unutma türü, üzerinde çalışması en zor tür olarak nitelendirilir, çünkü kanıtlanması bir hayli zordur. 
5. Depolayamama (Failure to Store): Bazen, bilgi depolanamaz; sadece işlenir, ya da uzun süreli hafızaya aktarımında bir sorun meydana gelir. Bu durumda bireyin kendisinden ya da dış faktörlerden kaynaklı dikkat dağıtma unsurları önemli bir faktördür. Ayrıca multitasking olarak adlandırılan, “aynı zaman içerisinde birden çok görevle uğraşmak”, üretken gözükmesine rağmen, verimi büyük ölçüde düşürür. Eğer bu size tanıdık geldiyse; maalesef ki bilmeniz gereken kötü bir gerçek var: beyin, bir görevden diğerine geçtiğiniz her seferde kendini sıfırlar ve adapte olmak için tekrar süreye ihtiyacınız olur. Bu da, normalde daha kısa sürede altından kalkabileceğiniz bir göreve daha fazla vakit ayırmanıza ve alacağınız verimin düşmesine yol açar. Bir görevden diğerine geçmek, istemli olarak ya da olmaksızın -kesilmeler sebebiyle-, odaklanma kabiliyetinizi yüksek oranda zayıflatır. 

Uzun Süreli Hafıza İle İlgili Olanlar
Geri Alamama (Retrieval Failure): Depolanan bilgiyi tekrar bilincinize ulaştırmada, doğru geri alma ipuçları ve tetikleyicilerinin eksikliği sebebiyle zorluk yaşamanız, uzun süreli hafızadan unutma sonucu gerçekleşir. Büyük tartışmalara yol açan Bozulma (Decay) Teorisine göre her yeni bilgi oluşturulduğunda, beyninizde hatıra iz (trace) olarak şekillenir. Kısa süreli hafıza başlığı altındaki bozulmayla büyük ölçüde benzerlik göstermesine karşın bu teori, kısa süreli hafızanın limitli zamanı ve sürecini temel gerekçe göstererek aslında uzun süreli hafızada gerçekleşen unutmaların da arada depolanan diğer bilgilerden bağımsız olarak, sadece ve sadece geçen zaman sebebiyle bozulamaya uğradığını ve silindiğini öne sürer. Bunu ispatlama çabası, materyalin sunulması ve tekrar çağrılması arasında başka herhangi bir bilgi akışının olmadığı bir boşluk yaratmak imkânsız olduğu için, beyhude olacaktır. Tersine kanıt gösterilebilecek pek çok deney de kaynaklarda yer almaktayken, yine de önemli kabul edilen bir teori olarak bozulma, halen psikoloji literatüründe hem uzun süreli hem kısa süreli hafıza başlıkları altında inceleniyor.

Neden Unuttuğumuzun Daha Az Psikolojik, Daha Çok Biyolojik Açıklaması

Bütün bu açıklamalar, beynin fizyolojik ve biyolojik yapısını işin içine katmasına rağmen gerçekten de bu noktaların üzerinde durmamaları yönüyle, daha çok psikolojik olarak tasvir edilebilirler. Temelde, yeni bilgi aldığınızda, sinir sisteminizde işleme süreci esnasında belirli değişiklikler meydana gelir, bunları nöronlarınızda belirli şekil değişimleri ya da yazının önceki bölümlerinden aşina olduğunuz izler (memeory trace) olarak düşünebilirsiniz. İletim ve işleme süreci boyunca, kısa süreli hafıza uzun süreliye, daha kalıcı şekil değişiklikleri meydana getirecek şekilde aktarılırlar.
Bunu, Robert Parkin’in 1991 tarihli ve konuya büyük ölçüde açıklık getirdiğine inandığım çalışması ışığında ele alalım.
Beyniniz, aklınızın almayacağı sayıda, nöron adı verilen ve birbirine sinapslarla bağlı hücreden oluşur. Sinapslar, kimyasalların bir nörondan diğerine geçişini sağlarlar. Nörotransmitter adı verilen bu kimyasallar, nöronların performansını arttıra da bilirler, engelleyebilirler de. Yani, eğer nöronlardan oluşan ve birbirine sinapslarla bağlı bir ağ hayal ederseniz, destekleme ve engellemede oluşan bir desen ortaya çıkacaktır. Bu desen, hafızaya kaydedilme olayının bir modeli olarak düşünülebilir. Nöronlardaki bu değiştirilme süreci, yeni kalıcı hatıraların oluşturularak depolanmasını sağlar.

Sonuç olarak, bilgileri unuttuğumuzun kanıtlanmış bir gerçek olduğunu bilmemize rağmen, hafızamızdan tamamen bir silinme olup olamayacağı ne yazık ki halen bilinemiyor. Nöronlardaki değişimlerin, olası varyasyonların akıl almayacak sayısına nazaran, tamamen eski haline dönmeleri söz konusu olabilir mi? Orada olduğunu dahi bilmediğimiz bilgilere, hipnoz gibi yöntemlerle nasıl ulaşılabiliyor? Bu durumda sorulması gereken soru neden unuturuz olmamalı, gerçekten unutabilir miyiz olmalıdır belki de.
Not: İlginizi çektiyse, konu üzerine farklı profesörlerin ve uzmanların görüşlerini dile getirdiği bu sayfaya bakmanızı da öneririm.

Yukarıda bahsettiğim TED konuşmasına da bu linkten ulaşabilirsiniz: https://www.ted.com/talks/elizabeth_loftus_the_fiction_of_memory?language=tr


1

arrow_upward