Yeni nesil iş insanı
18 Ağustos 2018
Çoğumuzun Fark Etmeden Düştüğü Psikolojik Hata: Aptal Puma Sendromu
Aptal Puma Sendromu bazı şeylerden bahsederken, onları tartışırken, düşünürken unutmamamız gereken önemli bir kavram.
Pumaları hepimiz biliyoruzdur, hani şu kedigillerden olan. Biraz pantere biraz da kediye benzeyen bu yırtıcıların boyları hemen hemen iki metreye yakındır. Pumaların pek çok özelliği meşhurdur fakat onlar en çok hızlı, atletik ve kıvrak koşuları ile tanınırlar. Avlarının peşlerindeyken giderek hızlanırlar ve tüm kaslarıyla, kemikleriyle, eklemleriyle koşarak estetik bir koşu ortaya koyarlar. Bu ölüm koşuları ya pumanın ya da hayatını kurtarmak için kaçan kurbanın zaferi ile sonuçlanır.
Pumaların avlanırken dahice sonuçlar veren bir karar mekanizmaları vardır. Pumalar avlarını yakalamak için gerçekleştirecekleri koşunun süresini ve eforunu avlarının cüssesine göre ayarlarlar. "Nasıl yani?" dediğinizi duyar gibiyim. Şöyle ki; pumaların bir ceylan avını sonuçlandırmak için harcadığı süre ile, bir tavşanın peşinde geçirdiği süre aynı değildir. Puma fazlasıyla zeki bir canlıdır. Dolayısıyla koşarken harcadığı enerji miktarı, avdan elde edeceği potansiyel enerji miktarını aştığı noktada durur ve koşmaktan vazgeçer. Yenilgiyi kabullenir ve yeni avlar aramak için yola koyulur. Kısacası attığı taş ürküttüğü kurbağaya değecek mi değmeyecek mi ölçüp biçer.
Aptal Puma Sendromu ise bunun tam olarak zıttını yapan insanları açıklamak için kullanılan bir deyim. Bazen bir tavşanın peşinden yıllarca koşan, sonra da yakaladığı avı bir çırpıda bitirenleri ya da bu tip bir ahmaklığı ifade etmek için kullanılıyor. Yani insanların birçoğu pozisyonları ile bağdaşmayan küçük şeylerin peşinde ömürlerini harcıyorlar. Aslında Ceylan peşinde olmaları gerekirken, tavşan peşinde telef oluyorlar. Her şey bireyin kendisine şu sormasından geçiyor:

“Elde edeceğim şey, harcadığım emeğe değecek mi?”

Başarı denilen kavram, çoğu zaman sarf edilen enerji ve sonuç ilişkisi arasındaki dengeyi hesaplayabilmekte gizli. Plansız bir şekilde belirlenen hedeflerin peşinden ısrarla koştuğumuzda; en büyük kaybın zaman olduğunu ve bunun telafi edilemez olacağını aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.
27