Mış Gibi..

Birini açıkça yüzüne karşı suçlamıyorsun diye onu yargılamadığını zannediyorsan yanılıyorsun. Söylememiş gibi yapmak, işte tüm mesele orada..

Hani bir şeylere kızarız, alınırız, ama ‘neyse’ deriz. Güya alttan alırız, büyüklük yapıp sabır gösteririz. Güya diyorum çünkü gerçekte hissederiz ve hatta doğrudan dile getirmesek de bir şekilde tavrımızı belli ederiz. Bunun farkında olmasak da istemesek de söz konusu kişiye ‘kanıtlanamaz’ küçük saldırılarda bulunabiliyoruz. Bakışla, tonla, şakayla, görmezden gelmekle, ona istediği bir şeyleri vermemekle… Her neyse işte.

Kimse ‘sen bunu yaptın’ diyemez mi?

Karşındakini kandırmak, içinden ‘sen şöyle böylesin!’ diye suçlayıcı cümleler söylerken yüzüne anlayışlı davranmak politik bir iki yüzlülük örneği. Ayrıca bunu bir başkasına söylemiyoruz da içimizde yaşıyoruz diye arkasından konuşmamış olmuyoruz. ‘Beni deli ediyor ama ses etmiyorum’ derken kendimizi ‘iyi, düzgün, anlayışlı, sabırlı, hoşgörülü’ vb görüyoruz; oysa hiç de değiliz. Öyleymiş gibi yapıyoruz sadece.
Mesele iletişimin sadece sözcüklerle olduğu yanılgısında. Hatta yalnızca ses tonu ve beden hareketlerimizde ve dahası, küçük davranışsal oyunlarımızda bile değil. Bu yüzden hepsini maskelesek bile hala içten içe düşündüğümüz şeyi iletmediğimiz anlamına gelmiyor. Sonuçta bunların hepsi bir manayı, bir düşünceyi aktarmaktaki araçlar. Ama asıl önemli olan bu araçlar olmasa da hissedilebilir olan düşüncelerimiz..
Bence bu saklayış daha zarar verici çünkü kırmayalım bozmayalım derken dillendirmediklerimiz bir seviyede işitiliyor; ama söylenmemiş gibi yapıldığından karşıdaki kişiyi bir iç çatışma hatta paranoya içinde bırakabiliyor. Aklına bu fikir ‘geliyor’ ve “Acaba karşımdaki böyle mi düşünüyor? Ama yok yok, öyle görünmüyor… Yoksa öyle mi acaba bir şey yapmalı mıyım?….” Aynı durumda hepimiz kalmışızdır ve ne eziyet olduğunu biliriz herhalde. Öyleyse ne durumda bıraktığımızın farkına varabiliriz.

Yani sen birini açıkça yüzüne karşı suçlamıyorsun diye onu yargılamadığını zannediyorsan yanılıyorsun.

Hatta aslında yargılayıcı ve kibirli biri olmak istemediğin için bunu kendinden gizlerken bir yandan karşındaki yerilmiş ve yanlış hissetsin diye elinden geleni yapıyorsun muhtemelen. Sadece öyle ince ki sen de kendin hakkında iyi hissedebil, o da senin onu yargıladığını anlayarak seni yeremesin. Yani yargılanmadan yargılamak istiyoruz kısaca. Mutlak kanı buymuşçasına fikrimizi dayatmak ve suçlanmadan sıyrılmak. Çok hoş değil mi? 
Ama eğer karma veya kader kavramını biraz algılıyorsak yarattığımız etkinin sonunda bize varacağını tahmin edebiliriz öyle değil mi..
Kategoriler: Motivasyon

Yorumlar (0) Yorum Yap

/