Hubble Teleskopuna Neden Edwın Hubble’ın Adı Verildi?

10 Haziran 2016

Hubble teleskopunu herkes bilir ama o teleskopa neden Edwin Hubble’ın adının verildiğini merak eden var mı?

Edwin Hubble astronomi tarihinin en büyük keşiflerinden birini yaptı. Evrenin (içinde bulunduğumuz) Samanyolu Galaksisinden çok daha büyük olduğunu fark eden kişiydi Hubble. O zamana kadar Andromeda Nebulası olarak bildiğimiz ve gaz ve toz bulutu sandığımız yapının, galaksimizin içinde olmak için fazla uzakta olduğunu, Andromeda’nın apayrı bir galaksi olduğunu keşfetti.

İlerleyen yıllarda Edwin Hubble başka birçok galaksi keşfetti, ama bilime en büyük katkısı Hubble Yasasıdır. Hubble, gözlemlediği galaksilerin birçoğunun bizden uzaklaştığını gördü. Hayal etmeye çalışın. Hem evrenin sandığınızdan milyonlarca kat büyük olduğunu, hem de evrendeki diğer (uzak) galaksilerin hızla uzaklaştığını öğreniyorsunuz. Nasıl mı? “Redshift”ini (kızıla-kayma) hesaplayarak. Redshift, Doppler etkisinin bir sonucudur. Gözlemciden uzaklaşan dalga kaynaklarında, dalga boyu uzar, frekans düşer. Gözle görülebilen ışık tayfında en düşük frekans kırmızı tonlardır, bu etkinin adı da burdan gelir. Hubble, galaksileri gözlemlerken, baktığı galaksi ne kadar uzaktaysa, bize ulaşan ışığın frekansının o kadar “kızıla-kaydığını,” dolayısıyla bizden o kadar hızlı uzaklaştığını anladı. İçinde bulunduğumuz süper-galaktik kümemiz (Virgo Supercluster) dışında, her yöndeki her galaksi bizden uzaklaşıyor. Hem de ne kadar uzaksa, o kadar hızla… Bunun da tek bir anlamı olabilir: Evren genişliyor.

Genişleyen bir evrende yaşamanın çok daha “derin” anlamları var. Evrenin genişlemesi böyle bir şey. 5 milyar yıldır evrenin genişleme hızı artıyor ve (şu anki bilgilerimize göre) artmaya da devam edecek.

Einstein’ın alan denklemleriyle bu gözlemleri bir araya getirdiğimizde evrenin “neredeyse düz” olduğunu buluyoruz. “Düz” burda gerçekten geometrik bir anlam taşıyor, ama 3-boyutta. 3-boyutlu bir şey nasıl “düz” olabilir derseniz, bunu gözümüzde canlandırmak imkansız,  ama şu görsel 2-boyutlu yüzeyler aracılığıyla anlamamızı kolaylaştıracak bir benzetme sunuyor.

Evrenin “şeklini” ya da “eğriliğini” bilmek ise bize çok önemli bir bilgi veriyor: Evrenin sonunun ne olacağını. Yerçekimi ve maddenin baskın olduğu “kapalı” evrenin sonu genişlemenin yavaşlaması, durması ve evrenin tekrar tek bir noktaya kadar küçülmesi ve çökmesiyken; karanlık enerjinin (dark energy: yani evrenin genişlemesine sebep olan şey. Adı “karanlık enerji” çünkü ne olduğunu bilmiyoruz, bu da 21. yy’ın en büyük fizik sorusu olabilir) baskın olduğu “açık” bir evrende, evren artan bir ivmeyle genişler, her şey birbirinden artan bir ivmeyle uzaklaşır –her şey, atom-altı parçacıklarına kadar parçalanıp ayrışana, ve uzay-zaman bile “yırtılana” kadar…

Peki bizim “neredeyse düz” evrenimizin sonu nasıl olacak? Tek kelime ile: sıkıcı. Evrenin sonu, Büyük Donma (Big Freeze) olacak gibi gözüküyor. Evrenin hızla genişlediği, her şeyin bir birinden uzaklaştığı, her şeyin soğuduğu, yıldızların söndüğü, evenin sıcaklığının giderek mutlak sıfıra (0° Kelvin) yakınsadığı, soğuk ve sönük bir final…

Neyse ki, bütün bu keyifsiz şeylerin olmasına milyarlarca, hatta trilyonlarca yıl var. Bu bakımdan şanslı olduğumuz da şanssız olduğumuz da söylenebilir. Bu yazıyı, evrenin geleceğine dair bazı önemli tarihlerle bitireceğim, hangi zamanı görmek isteyeceğinize siz karar verin.

1 milyar yıl sonra – Yaşlanan Güneş’in parlaklığının giderek artması sonucu (%10’luk bir artıştan bahsediyoruz) Dünya yüzeyi ortalama 47°C sıcaklığa geliyor, buharlaşan su, sera etkisiyle sıcaklıkların giderek daha da artmasına sebep oluyor. Dünya yüzeyinde artık sıvı su yok.

4 milyar yıl sonra – Galaksimiz Samanyolu, bize en yakın galaksi olan Andromeda ile çarpışıyor. (merak etmeyin, galaksiler çok “seyrek” oldukları için yıldızların ve gezegenlerin çarpışma ihtimali oldukça düşük)

5 milyar yıl sonra – Güneş neredeyse Jüpiter’e kadar genişleyerek bir kırmızı dev oluyor.

12 milyar yıl sonra – Güneş ana sekans ömrünün sonlarında. Öncelikle bir beyaz cüce olucak, sonrasında da tamamen inaktif hale gelerek bir siyah cüce…

100 milyar yıl sonra – Yüzlerce galaksi kümesi ve toplamda 1 milyondan fazla galaksi bulunduran Virgo Supercluster (galaktik süper-kümemiz) milyonlarca ışık-yılı çapında tek, dev bir galaksi olucak şekilde birleşiyor.

2 trilyon yıl sonra – Evren o kadar büyük bir hızda genişliyor ve o kadar genişledi ki, Virgo Süper-kümesi içinde yaşayan biri asla Virgo dışında da yıldızlar olduğunu bilemeyecek, çünkü artık daha uzaktaki galaksiler, ışık-hızından yüksek bir hızda Virgo’dan uzaklaşıyor. (Hiçbir şey ışık-hızından daha hızlı hareket edemez: ama burda galaksiler hareket etmiyor, evren genişliyor. Kulağa garip de gelse bu fizik kanunlarının ve özel göreliliğin izin verdiği bir durum.)

100 trilyon (1014) yıl sonra – Son ana sekans yıldızlar da sönüyor. Geriye sadece beyaz, kahverengi ve siyah cüceler ile nötron yıldızları ve karadelikler kaldı.

1036 yılına doğru – Evrende enerji ortaya çıkaran tek şey proton bozunması ve parçacıkların çarpışması. Tek büyük objeler beyaz cüceler, nötron yıldızları ve karadelikler. Bütün ay ve gezegenler ya atomik parçalarına ayrışmış durumda, ya da karadeliklerde.

10100 yılına kadar – Evrendeki bütün madde karadeliklerde ya da atom-altı parçacıklar halinde. Karadelikler Hawking radyasyonu yayarak buharlaşıyor.

10100 (yani 1 Googol) yıl ve sonrası – Son karadelik de buharlaştı. Evren genişlemeye devam ederken geride sadece mesafelerden dolayı etkileşmeleri imkansız atom-altı parçacıklar var. Evren genişlemeye devam edecek, sonsuza kadar, ama artık öldüğünü söyleyebiliriz…

Facebook'ta Paylaşnew-twitter-paylas

Yorumlar (0) Yorum Yap

/