Amigdala: Korku Duymamızın Sorumlusu Amigdala Mıdır?

Amigdala, beynimizin temporal lobunda bulunan ve şekli bademe benzeyen bir yapıdır. Duygularımızın merkezi de diyebileceğimiz amigdala, insan ilişkilerimizden de sorumludur. Korku deyince akla ilk gelen beynin bu kısmı, tehlikeden kaçmamızı sağlayan bir koruyucu. Pek çok duygusal süreci yönetir, açlık ve tokluk hissimizi denetleyerek hayati bir önem taşır. Amigdala, duygularımıza ait belleği depolayan bir mekanizma.


Amigdalanın İşlevi Nedir?

Duygularımızı hafızamıza kazıyan amigdala, bir nevi reaksiyon aracımız. İlgi duyduğumuz olayları kolayca öğrenmemiz de amigdala sayesinde gerçekleşir. Duyguların yoğunluğuna bağlı olarak hafıza oluşumu da eşzamanlı olarak güçlenir. Çoğunlukla korkunun oluştuğu bölge olmakla birlikte, yalnızca bununla sınırlı değil. Seçim yapma, endişe duyma, saldırıya geçmede büyük rol oynuyor. Mutlu hissetme, şaşırma, cinsel dürtüler de amigdalanın yönettiği yaşamsal deneyimlerden. Hayatta kalma içgüdümüzü devam ettirerek tehditlere karşı siper almamızı sağlıyor.


Amigdalanın Korkuyla İlişkisi Var Mı?

Amigdala, korktuğumuz durum ve olayları öğrenilmiş deneyimlere dönüştürür. Bu korkular, bazen obsesyonlara bazen de mantıksız kaygılara yol açar. Yaşamı sürdürmek için dürtüsel olarak kaçtığımız bu durumlarda amigdala devreye girer. Geçmişte şahit olduğumuz ürkütücü anıları kaydederek benzer senaryolardan uzaklaşmamızı sağlar. Küçük çocukların, yüksek ısıya sahip bir ocağa ya da bir ısı kaynağına dokunduğunu görebiliriz. Elinin yanmasıyla birlikte acıyı hisseder ve yüksek sıcaklık tehlikesiyle tanışmış olur. Amigdalanın, bu acı tecrübeyi kaydetmesiyle de korku hafızası oluşmaya başlar.

Büyük panik yaratan olaylarda, kaçmamız ya da savaşmamız kaçınılmazdır. Fizyolojik bir tepki olan bu reflekslerle, hayatta kalmamız için amigdala alarm verir.


Amigdala Yalnızca İnsanlara Mı Özgü?

Hayata tutunmamızı sağlayan amigdala, hayvanlarda da mevcut. Yaşamları için risk teşkil eden durumlarda huzursuz olduklarını görürüz. Keyif aldıkları durumlarda güvende hissetmeleri de yine amigdalayla ilişkilidir. Uyaranlara karşı şartlanan hayvanlar, tıpkı bizim gibi amigdalanın duygusal belleğiyle tepki veriyor.


Yaşadığımız Deneyimleri Unutuyor Muyuz?

Çoğumuz geçmişte başımıza gelen iyi ya da kötü olayları unutuyoruz. Bazen anımsamakta zorluk çekerek belli belirsiz hatırlıyoruz. Yüzler, duyduğumuz cümleler ve nice hatıralar hafızamızdan siliniyor. Peki gerçekten unutuyor muyuz?

Şaşırtıcı olsa da unutmadığımız tek şey, bu deneyimlerde nasıl hissettiğimiz. Duygusal hafızamız olan amigdala, yaşanmış olaylara ait bir ipucuyla karşılaştığımızda da devreye giriyor. Seneler önce kokladığımız bir esansın bize ne hissettirdiği, olayın duygusal boyutunu unutmadığımızı gösteriyor. Materyal boyutlu belleğimizin ötesinde, her duygunun bizde iz bıraktığını rahatlıkla söyleyebiliriz.


Amigdala Olmadan Yaşayabilir Miyiz?

Limbik sistemin bir parçası olan amigdala, yaşama dair pek çok motivasyonun tetikçisi. Hayatta kalabilmek için belirli bir düzeyde kaygıya da ihtiyaç duyarız. Bu sebeple, zarar görebileceğimiz olaylardan uzaklaşırız. Güvende hissetmemiz için sezdiğimiz tehlikeye karşı kendimizi savunuruz. Cinsel dürtüleri de düzenleyen amigdala, üreme isteğiyle de yakından ilişkili. Kendi duygularımızın yanı sıra, empati kurmada da büyük rol oynar.

Başkalarının ne hissettiğini anlayabilmek için öncelikle kendi hislerimizle bağ kurarız. Amigdalanın olmadığı bir yaşam düşünülemez. Sağlıklı bir kaygı seviyemiz olmazsa, tüm tehlikelere açık oluruz. Kendimizi savunamadığımız noktada çaresiz kalır, yönümüzü kaybederiz. Mekanik bir robot olmadığımız müddetçe, amigdalanın gerekliliği tartışılmaz bir gerçek.


Amigdalanın Hasar Görmesi Nelere Yol Açar?

Klüver-Bucy adı verilen sendroma yakalanan kişilerin açlık hislerini kontrol edemeyip daha fazla yemek yedikleri gözlenir. Bununla birlikte tepki verme ve korkuya ilişkin refleksleri neredeyse kaybolur. Kafa travması sonrasında da görülebilecek bu hasar, duyguların denetlenmesinde çeşitli bozukluklara yol açar. Dürtüsel eylemlerin kontrolünde görev alan amigdalanın, zedelendiği takdirde saldırgan ve antisosyal davranışlara yol açabildiği de nörobilimcilerce dile getiriliyor.


Kadınlarda ve Erkeklerde Amigdala Farklı Mı?

Duygulara ilk reaksiyonu veren bu bölge, hepimizde aynı işleve sahip. Cinsiyetlere göre tam olarak ayrım yapılamasa da, amigdalanın erkeklerde daha büyük olduğu bilinir. Bu anatomik farklılığın, erkeklerin stresli durumlarda daha agresif olmasına yol açtığı da bir tartışma konusu. Erkeklerin amigdala bölgesinde testosteron reseptörleri bulunmuştur. Testosteron düzeyi yüksek olan erkeklerin fevri ve ani tepkiler verdiği gözlense de, amigdalayı tek başına sorumlu tutmak mümkün değil. Tartışmaya açık bir konu olsa da, kadınların duygusal olayları daha iyi hatırladığı söylenir.


Ruhsal Bozukluklarla Amigdala Arasında Bir Bağlantı Var Mı?

Biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenlerle ruh sağlığı arasındaki ilişki yadsınamaz bir gerçek. Pek çok etkene bağlı olan ruhsal sağlık, yegane bir sebeple açıklanamıyor. Çeşitli travmaların da büyük payı olan psikolojik rahatsızlıklarda, beyin aktiviteleri gözlemleniyor. EEG, MR gibi yöntemlerle bir çok mental sorun teşhis edilmeye çalışılıyor. Hem insanlarda hem de primatlarda, ruhsal sıkıntılarla amigdala arasında ilişki bulunmuş. Bu araştırmalardan bazılarına göz atacak olursak:

1) Sosyal anksiyete sahibi kişilerin amigdala aktivitesindeki artış.

2) Bipolar bozukluğa sahip kişilerde amigdalanın sol kısmındaki aktivite azlığı.

3) Borderline kişilik bozukluğunda amigdalanın sol bölümündeki anormal artış.

4) Şizofrenide amigdalanın sağ ve sol bölümündeki boyut farkı.

Her ne kadar nihai bir sonuca kesin bir şekilde varamasak da, nörolojik bulgularla bilgilerimizi pekiştirme şansımız var. Bilimin elde ettiği veriler, zaman geçtikçe daha sistematik sonuçlarla tanışmamız açısından oldukça umut verici.


Amigdalamızı Kontrol Etme Şansımız Var Mı?

Buna genel olarak kesin bir dille yanıt vermemiz mümkün değil. Uygulanan pek çok teknik mevcut ve amaç tabii ki iyi hissetmek. Senelerdir kullanılan yöntemlerden biri meditasyon. Amigdalanın korkunun merkezi olduğunu biliyoruz. Meditasyondaki amaç zihni sakin kılmak. Nefes egzersizleri de amigdala aktivitesini düşürmek için kullanılıyor.

Dingin bir şekilde, diyaframımızı kullanarak yaptığımız nefes çalışmaları da bazı nörologlar tarafından öneriliyor. Bu meditatif ve farkındalık egzersizlerinden alacağımız sonuç için sabırlı olmamız gerekiyor. Düzenli uygulamaya başladığımızda, zihnimizi eğitmeyi başarabiliriz. Bir nevi kişisel telkin olan bu denemelerden biri de amygdala tickling. Türkçe adıyla amigdala gıdıklama anlamına gelen bu yöntem de şöyle uygulanıyor:

1) Sağ baş parmak sağ kulağa, sol baş parmak sol kulağa yerleştirilir.

2) Orta parmakların ucu göz kenarlarına sabitlenir.

3) İşaret parmaklarının ucu şakaklara denk gelecek şekilde konulur.

4) Amigdalanın sağ ve sol tarafının, bir tüyle nazikçe okşandığı hayal edilir.


Bu Yöntemler İşe Yarıyor Mu?

Stresin bedenimizdeki kötü etkilerini mutlaka görmüşüzdür. Endişelendiğimizde karnımızın ağrıması, stresli zamanlarımızda kurdeşen dökmemiz bunlardan yalnızca bazıları. Birbirinden bağımsız olduğunu düşündüğümüz zihin ve beden, aslında ayrılmaz bir bütün. Bedensel yansımalara dönüşen ruhsal problemler, zihinsel telkinlerle iyileştirilebiliyor. Korkularla yüzleşmenin önemini çoğu kez duyarız. Buradaki amaç, başa çıkabilme yeteneğimizin farkına varmamız. İşe yarayan bu telkin yöntemlerinin bazılarıysa şunlar:

1) Psikoterapi

2) Meditasyon

2) Mindfulness

3) Yoga

4) Nefes egzersizleri

Bu uygulamaların çoğunda, anda kalmaya yönelik çalışmalar var. Geçmişe duyduğumuz özlem ya da üzüntü, gelecek kaygısı gibi olumsuz duygular, bizi andan koparıp uzaklaştırıyor. Hayatın akışında serbestçe dolaşabilmek için şu anda kalmamız gerekiyor. Anı yaşama önerisi, her ne kadar klişe olsa da gerçeği yansıtan bir motto. Duygularımızı kabul ederek her saniyemizin farkına vardığımız noktada, kaygıdan adım adım sıyrılmaya başlayabiliriz. Yardım almaktan çekinmemek de yeni bir başlangıcın ilk safhası. Değişime hazırsak, korkularımızı yenmek için bu yöntemlerden biriyle başlayabiliriz.

Kaygı ve stresten uzak günler yaşamanız dileğiyle…

This post is also available in: English

Kategoriler: Yaşam

Yorumlar (0) Yorum Yap

/