Fahrenheit 451 : kitap kağıdının yanıp tutuşma sıcaklığı 

SİMGE ATILGAN

SİMGE ATILGAN

SAÜ/AÜ Editör

21 Ağustos 2020

 “ Bu kitap bir şeyleri umursamamakla ilgilidir. Kitaplara yazılmış bir aşk mektubudur.“ diye başlıyor sunuş bölümünde. Ray Bradbury, “ Bu böyle sürerse… artık kimse kitap okumayacak “ diye düşündü ve Fahrenheit 451 başladı.

Fahrenheit 451 : kitap kağıdının yanıp tutuşma sıcaklığı..

Kahramanımız Montag bir itfaiye memurudur. İşini hiç sorgulamadan yapan ve mutlu olan
biridir. Bir gün yolda Clarisse adında bir genç kızla tanışır. Çevresinde ki insanlara nazaran çok farklı bir kızdır bu. Onun sayesinde yaşamını ve işini sorgulamaya başlar. Kitapları neden yakıyorlardı? Diye düşünür.

Sorguladıkça daha ileriye gider ve bir gün yaktıkları evden kitaplar çalar ve okumaya başlar. Bir gün
yine İtfaiye ofisinde otururken alarm çalar ve kitap bulunduran bir evi yakmaya gittiklerinde, kitapların sahibi kadının kitapları uğruna öldüğünü görür. “Bir kadın kitaplar uğruna yanabiliyorsa, kitapların içinde bir şeyler olmalı…” der ve hikaye böyle devam eder.

Şimdi sizden gözlerinizi kapatıp 500 yıl sonrasını düşünmenizi istiyorum. Kapsüller, yanmayan evler, süper hızlı arabalar, tazılar ve itfaiyeciler. İtfaiyecilerin görevi yanan evleri, köprüleri , okulları söndürmek değil. KİTAPLARI YAKMAK. Evet doğru duydunuz kitapları yakıp, yok etmek. Devlet baskısı mı yoksa halkın kendi arzusu mu ne dersek diyelim bu distopik kurguda kitap okumak, kitap sahibi olmak, evinde kitap saklamak yasak!

Yasak olmasının sebebi ise insanlar hep mutlu olsunlar; düşünmesinler, sorgulamasınlar, hassaslaşmasınlar, hayal güçlerini kullanmasınlar diye.

 Bu toplumda yalnızca kitaplar yasak değil, gazetelerde ki yazılar da yasak.
Gazeteler sadece resimlerden oluşuyordu. Yani anlayacağınız halk tarafından
kitaplar ve yazılı metinler insanı mutsuz eden nesneler olarak kabul edilmiş ve
yasaklanmıştır.

 Yalnızca televizyonlar vardır. İnsanların evlerinin duvarları koca koca televizyonlarla kaplıdır. Tek tip kanallı bu televizyonlarda, sürekli toplumun bilinçaltına işleyen mesajlar verilirdi. Bu televizyonlar aracılığı ile insanlar aptallaştırılıp uyuşuk bireyler haline getiriliyordu. Bu şekilde de içinde bulundukları sistemi eleştirmiyorlardı. Toplum duyarsızdı. Kendi aralarında hiçbir şey konuşmazlardı. Çoğunlukla konuşulan şeyler arabaların, elbiselerin ne kadar güzel olduklarıydı. Kimse diğerlerinden farklı şeyler konuşmuyordu. Kapitalizm ağır bir şekilde tepelerine çökmüştü.
Şimdi gözlerinizi açın ve bakın. 
Hikaye tanıdık geldi mi?

“Kitap yakmaktan daha kötü suçlar vardır. Bunlardan biri de

kitap okumamaktır. Çünkü; Kitaplar, aptal olduğumuzu bize hatırlatmak için
var.”
“Dünyayı gör. Fabrikalarda üretilen veya bedeli ödenen herhangi bir rüyadan daha fantastiktir o.”

Yorumlar (0) Yorum Yap

/