Genel Yayın Yönetmeni / Editor in Chief @ceotudent
8 Ağustos 2019
Hiçbir Okulda Öğretilmeyen Yetenek: Duygusal Zekanızı Oluşturan 5 Unsuru Nasıl Geliştirirsiniz?
Mevcut eğitim sistemine dahil birçok okul öğrencilere tarih, bilim, matematik gibi konularda hazır bilgiler sunuyor. Ancak birçok kişi kendi duygularını ve başkalarının duygularını nasıl anlamlandırabileceğini ve yorumlayabileceğini bilmiyor. Bu beceriler okulda öğretilmemesine rağmen hayatın içinde inanılmaz derecede önemlidir.
EQ (Duygusal zeka), psikoloji konusundaki araştırmacıların; bireylerin kendi duygularını ne kadar iyi yönetebileceğini ve başkalarının duygularını nasıl anlamlandırabileceğini tanımlamak için kullandıkları bir kısaltmadır.
Yüksek duygusal zekaya sahip insanlar, çatışmalara çözüm üretme, kendi duygularını yönetebilme ve insanların ihtiyaçlarını okuma gibi çok belirgin olmayan ama hayatta ilerlemek için gerekli olan becerilere sahiptir.
Bu yazımda duygusal zekanın tam olarak ne olduğunu ve duygusal zekayı oluşturan 5 unsuru nasıl geliştirileceğine bakacağız.

Tanımlamalarla Başlayalım: Duygusal Zeka Nedir?

Öncelikle belirtmekte fayda var ki, duygusal zekayı ölçmek psikoloji alanında nispeten yeni bir konu. İlk olarak 1980'lerin ortalarında keşfedildi, ancak çeşitli modeller geliştirilmeye devam ediyor.
Ancak günümüzde amaçlarımız doğrultusunda geliştirebileceğimiz model psikolog Daniel Goleman tarafından sisteme oturtulan "mixed model" olarak da adlandırılan modeli inceleyeceğiz.
Karışık modelin beş temel unsuru vardır:
 • Özfarkındalık: Kendi duygularınızı bilmeyi ve anlamlandırabilme yeteneğini içerir. Bir nevi iç gözlem yapıp kendinizi gerçek anlamda birey gibi görmenizi sağlar.
 • Özyönetim: Bu yetenek, yıkıcı deneyimler karşısında duygularınızı kontrol altında tutmanızı içerir. Ani duygu patlamalarınızı kontrol edebilmek ve anlaşmazlıkları sakin bir şekilde ele almak için olmazsa olmazdır. Aynı zamanda kendinize acıma ya da panik gibi zayıflatıcı durumlardan kaçınmanızı sağlar.
• Motivasyon: Birçok insan para ya da statü gibi "ödüller" tarafından motive olur. Ancak Goleman'ın modeli daha çok içe dönük bir yapıya sahiptir. Yani kişisel tatmin, merakın peşinden gitmek ya da üretken olmanın verdiği memnuniyet gibi duygular motivasyonu ifade eder.
• Empati: Önceki üç unsur kişinin iç duygularını ifade ederken, empati başkalarının duygularıyla ilgilidir. Başkalarının duygularını okuma ve uygun şekilde yanıt verebilme becerisidir.
• Sosyal Beceriler: Empatinin yanı sıra kişinin kendi ile başkalarının ihtiyaçlarını karşılıklı olarak eşleştirebilmeyi içerir. Yani ortak bir zemin yaratma ve ikna edici olma konusundaki becerileri içerir.
Modeli detaylı olarak incelemek isterseniz, buraya tıklayabilirsiniz.
Şimdi bu unsurları amaçlarımız doğrultusunda nasıl geliştirebileceğimiz bakalım:

1) Özfarkındalık

Bu konuda gelişmek için kendi duygularınızı tam olarak tanımlayabiliyor olmanız gerekir. Özfarkındalığınızı geliştirmek, karşılaştığınız herhangi bir sorunu çözmek için ilk adımı oluşturacaktır. Özfarkındalığınızı geliştirecek bazı alışkanlıklar vardır:

Günlük tutmak: Bu blog tarzında da olabilir, eski tarz da olabilir. Ancak bu sefer günlüğün odaklandığı nokta başınıza gelen olaylar değil bu olaylara nasıl tepki verdiğiniz ve neler hissettiğinizdir. Periyodik olarak yazın ve değerlendirme yaparak duygularınızı tanımlayın.
Çevrenizden girdi isteyin: Kendi algılarınızı ve duygularınızı tanımlamaya çalışırken dışarıdan gelen bir "input" tahmin ettiğinizden çok daha değerlidir. Güçlü ve zayıf yönlerinizin neler olduğunu iyi bilebileceğini düşündüğünüz insanlara kendiniz hakkında sorular sorabilirsiniz. Birden fazla kişinin görüşünü almak önemli bir nokta. Onların ayrıştığı ve ortak olduğu noktaları bulun ve yeni bir değerlendirme yapın. Buradaki esas amaç, kendinizi algılayış biçiminizle insanların sizi algılayış biçimini öğrenmek.
Yavaşlayın (ya da meditasyon yapın): Duygularınızı yorumlayabilmenin en önemli yollarından biri de sakinliğinizi elden bırakmamaktır. Bu durum, aceleci davrandığınızda ya da panik içinde olduğunuzda gittikçe zorlaşır. Bu yüzden zihninizi sakin tutabilmek için çalışmalar yapın. Nefes egzersizleri ve meditasyon elbette bu alışkanlık için büyük fayda sağlayacaktır.
Eğer özfarkındalığınızı geliştirme konusunda hiçbir pratiğiniz yoksa, bu ipuçları kolayca başlangıç yapabilmenizi sağlayacaktır. Bu alışkanlıkların yanında uzun bir yürüyüşe çıkıp kendi düşüncelerinizle baş başa kalmak da size yardımcı olacaktır.

2) Özyönetim

Duygularınızın nasıl çalıştığını öğrenirseniz, onları yönetmeye de başlayabilirsiniz demektir. Özyönetimin odaklandığı esas nokta, dış tetikleyicileri ve aşırı iç tepkileri kontrol edebilmektir. Yani hiçbir faktörden etkilenmeyerek yapılması gerekeni yapmak için şarttır.
Duygularınızı yönetmek için anahtar yol duyusal girişlerinizi değiştirmektir. "Sinirlendiğinde ona kadar say" ya da "Sinirlendiğinde derin bir nefes al" gibi eski tavsiyeleri mutlaka duymuşsunuzdur.
Depresyon ve öfke nöbetleri gibi ezici sorunlar çok daha derin çözüm önerilerine ihtiyaç duyuyor.
 Çoğu zaman yıkıcı duygularınızı içinizden hemen atmanıza gerek yoktur. Eğer uygun zaman değilse bu duyguları dışarıya yansıtmamak bir sorun yaratmaz. Hatta bu duyguları içinizden atmak yerine bir motivasyona çevirmek çok daha faydalıdır.
Adam Dachis, duygusal enerjiyi verimli bir şekilde değerlendirmeyi öneriyor:

"Son zamanlarda eğlenmek için tenis oynamaya başladım. Bu konuda istisnai bir yeteneğim olduğunu bilmiyordum çünkü oynamaya çok geç başlamıştım. Benden çok daha yetenekli biriyle karşılaştığımda istemsizce sinirlenmeye başlıyorum. Ancak bu siniri dışarı atıp sakinleşmek yerine, daha fazla antrenman yapmak için benzin olarak kullanıyorum. Sporda, işte ya da gündelik yaşamda da bunu kullanabilirsiniz. Sinirlenmeye başladığınızda bu duyguyu içinizden atmaya çalışmayın, bunu daha iyi olacağınız bir konuya aktarın."

Duygularınızı tabii ki her zaman kontrol edemezsiniz, ama tepkilerinizi her zaman kontrol edebilirsiniz.

3) Motivasyon

Motivasyon konusunda birçok içerik bulabilirsiniz. Ancak duygusal zeka ile ilgili bir motivasyondan bahsederken, sadece işe gitmek için ihtiyacınız olan enerjiyi yenilemekten bahsetmiyorum. Bir konuda başarılı olmak için sahip olduğunuz iç ateşleyiciden bahsediyorum. Bu ateşleyici sadece kendinizi iyi hissetmenizi sağlamaz. Hatırlatmakta fayda var ki beyninizin prefrontal korteksinde anlamlı bir hedefe ulaşma düşüncesiyle yanan bir bölümü var.
Hedefiniz bir başarılı bir kariyere sahip olmak, aile kurmak ya da sanat eserleri üretmek olabilir. Herkesin kendi hayatında yapmak istediği şeyler vardır. Motivasyonunuz sizin için çalışırken somut yolları değerlendirir. Yani yapmak istediğiniz şeylerin size gelmesini beklemek yerine, oraya doğru gerçek adımlar atmanız gerekir. Böylelikle motivasyonunuz da uygun bir şekilde artar.
Daniel Goleman, motivasyonu kullanmak için önce kendi değerlerinizi tanımlamanız gerektiğiniz söylüyor. Çoğumuz o kadar meşgulüz ki, değerlerimizin gerçekte ne olduğunu incelemek için bile zaman ayıramıyoruz.
Bu konuda yapılabilecek uygulama, değer verdiğiniz şeylerin listesini oluşturmaktan geçiyor. En önemlisi, hayattaki belirsizlikleri kabul edin ve sadece bir şeyler inşa etmeye odaklanın. Unutmayın, başarmak istediğiniz şeyi başaran herkes bunu yavaş yavaş yaptı.

4) Empati

Kendi duygularınız karşılıklı bir iletişimin sadece yarısını oluşturuyor. En çok odaklanılan nokta da doğal olarak kendi duygularımızdır. Bazen odak değiştirmek çok yardımcı olur.
Herkesin kendi arzuları, tetikleyicileri, korkuları vardır. Empati, karşılıklı bir iletişimde duyguları anlamanız için ömür boyu ihtiyacınız olan bir beceridir. Empati yeteneğinizi geliştirmek için bazı ipuçları:

Az konuş, yargısız dinle: İpuçları arasında şüphesiz uygulaması en zor olanı. Karşınızdaki insanın hayatını deneyimleyemezsiniz, ama dinleyerek çok şey öğrenebilirsiniz. Burada bahsettiğim dinleme, başka birisinin söylediklerini yargılamadan onun bakış açısına yaklaşmaya çalışmaktır. Önyargıları ve şüpheleri biraz kenara koymak ve konuştuğunuz kişiye nasıl hissettiğini açıklama şansı vermek anlamına gelir.

Kendinize aykırı bir pozisyon alın: Zihninizde bir görüşü sağlamlaştırmanın en hızlı yollarından biri, o görüşün lehine yorumlamalarda bulunmaktır. Buna karşı koymak için zihninizdeki düşüncenin tam karşısına geçin. Örneğin, patronunuzun kaba ve duygusuz biri olduğunuzu düşünüyorsanız, patronunuzu savunacak şekilde argümanlar üretin ve onu anlamaya çalışın. Eğer o kişinin yerinde olsaydınız siz de böyle olur muydunuz? Onu böyle davranmaya iten nedir? Bu soruları sormak bile empati kurmanız için yeterli olabilir.
Sadece bilmeyin, anlamaya çalışın: Anlamak empatinin en önemli aşamasıdır. Anlayış, bir şeyi bilmek ve onunla gerçekten empati kurmak arasındaki farktır. Birisi size kendi deneyiminiz olmayan bir deneyim hakkında bilgi verdiğinde, bunu siz yaşasanız hayatınızın nasıl değişebileceğini düşünmek için biraz zaman ayırın.
Bazen birisi sizinle üzüntüsünü ya da derin bir acısını paylaşıyorsa, ışık tutmaya ya da acıyı en aza indirmeye çalışmayın. Yüksek bir farkındalıkla karşınızdakinin ne hissettiğini anlamaya çalışın ve biraz boşluk yaratın.

5) Sosyal Beceriler

Bir yazının bir bölümünde tüm sosyal becerileri özetlemek pek kolay değil. Diğer dört alanda geliştirdiğiniz becerileriniz hala hayatta karşılaşacağınız her sorunu çözeceğiniz anlamına gelmiyor.
Goleman, sosyal becerilerinizin profesyonel hayattan, romantik hayata bütün tutumlarınızı etkileyeceğini söylüyor:

"Sosyal beceriler birçok forma sahiptir. Sadece insanlarla kolayca anlaşan sosyal bir insan olmanızı sağlamaktan çok daha fazlasıdır. Bu beceriler, başka birinin duygularına uyum sağlayabilmekten, nasıl düşündüklerini anlamaya, takım oyuncusu olmaktan, ikna edici olmaya kadar uzanır. Her birini geliştirmek için zaman, çaba ve azim gerekir."

En yaygın sosyal problem biçimiyle başlayabilirsiniz: Bir tartışmayı ve anlaşmazlığı çözmek. Çözüm adımlarına bakalım:
Duygularınızı ve içinde bulunduğunuz durumu ele alın: Bir tartışmaya girdiğinizde, tartışma gittikçe kızışabilir. Bu durumda karşınızdakinin duygularına odaklanmak çok daha mantıklı olacaktır. Önce karşınızdaki insanı sakinleştirmeye, ardından probleme dönün. Böylelikle mantıklı düşünmek ve karşılıklı anlayış için zemini hazırlamış olursunuz.
Mantıklı düşünmek için fırsat yarattıktan sonra probleme odaklanın: Öncelikle problemi karşıdaki insana tanımlayın, çözümlere atlamadan önce karşılıklı olarak problemi doğru anladığınızdan ve bu konuda ikinizin de çözüm için istekli olduğundan emin olun. Buradan sonra ortak zemin yaratmaya başlayabilirsiniz.
Ortak zeminde sonlandırın: Konu ne olursa olsun, insanlar iletişimde ortak zeminde bulunduklarını bildiklerinde işler her zaman iyiye gider. Sonlandırılan tartışmanın ortak zeminde bittiğinden emin olun. Farklı görüşlere sahip olsanız bile, karşınızdaki ile ortak noktalara dikkat çekmek burada büyük önem taşıyor.

Söylediğim gibi sosyal beceriler sadece bir tartışmada nasıl tutum alacağınızı içermez. Bazıları yeni insanlarla nasıl tanışacağınızı, farklı zihniyetten insanlarla nasıl sosyalleşebileceğinizi ya da duygusal becerilerinizi nasıl hayata geçirebileceğinizi içerebilir.

Anlaşmazlıklar, ne istediğinizi bildiğinizde, açıkça iletişim kurabildiğinizde, başkasının ne istediğini anladığınızda ve herkes için uygun şartlara geldiğinizde en iyi şekilde çözülür.
Dikkatlice incelerseniz, bunun duygusal zeka modelinin diğer her alanını içerdiğini görebilirsiniz.

✍️ Editörün Notu ve Son Düşünceler

Eğitim sisteminin pas geçtiği, iş dünyasında da öneminin çok yeni kavrandığı duygusal zekaya her geçen gün daha çok ihtiyaç duyuyoruz.  Bu konudaki kaynak sayısı çok fazla olmasa da yazıda bahsi geçen Daniel Goleman'ın Duygusal Zekâ Neden IQ'dan Daha Önemlidir? adlı kitap, birçok detayı yerinde veriyor.
Tekrar özetleyecek olursak, Goleman'ın modelinde duygusal zekayı belirleyen 5 ana unsur bulunuyor: Özfarkındalık, özyönetim, motivasyon, empati ve sosyal beceriler.

Kaynaklar: 1, 2, 3, 4, 5
10

Yorumlar (1)

  • Tuvana

    Yazı harika ve çok doğru.
    Burada iki sorun var.
    Birincisi, benzer bilgiler gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor mu?
    Ulaşmadı için neler/ nasıl yapılmalı?
    İkincisi, kendimizde yapacağımız değişimler/ dönüşümlerde (hazım/ ikna) süreçlerini atlamamız.
    Bir telaşla, her şey bir anda oluversin diye bir güdümüz gelişti(!)
    Böyle olunca da sonuç almak mümkün olamıyor. Bunun sonucunda da düşünsel hazımsızlık çekliyor.
    Bu hazımsızlık da, tıpkı sindirim sistemimizdeki hazımsızlıkta olduğu gibi, zihnimiz onları dışa atmak, onlardan kurtulmak istiyor.
    Bir bilgi, ne kadar doğru olsa da, içselleştirmek, zihnimizi buna ikna etmek, ciddi bir çaba ve doğal bir süreç gerektiriyor.

    15:31 replyYanıtla

arrow_upward