Co-Founder @Makare Yönetim Danışmanlık | Environmental Advisor | Mother | Traveller
18 Kasım 2019
TRUMP konuşadursun…
On sene önce  “Küresel Karbon Piyasaları ve Türkiye Karşılaştırması” başlıklı yüksek lisans tezimi sunduğumdan beri aklım fikrim iklim değişikliği fenomeninde. O günden bugüne içimdeki heyecan, bilme merakı, bir şeyler yapma arzum hiç sönmedi ancak iklim değişikliği probleminin şekli maalesef çok değişti…. O günlerde iklim değişikliği adeta toz ve buluttan ibaretti, daha iklim değişikliği gerçek mi değil mi diye tartışılıyor, hatta iklim değişikliğinin olumlu getirilerinin olacağını savunan bilim insanlarının araştırmalarına dahi rastlıyordum. Kyoto Protokolü dünyada geniş yankı uyandırmışsa da senelik toplantıların tartışmaları, “sen yaptın, sen öde”, “sen daha çok kirletiyorsun, ben sorumlu değilim” den öteye geçemiyordu.
Bizler çene çala duralım, iklim değişikliği varlığını kanıtladı; dünyanın pek çok yerinde seller, aşırı kuraklıklar ve çeşitli başka doğa felaketlerinde artış görünür hale geldi. Türkiye de bundan nasibi aldı elbette. Örneğin Artvin, Rize gibi Kuzey Anadolu’daki şehirlerimizde her yıl hiç aksamadan yaşanan aşırı yağış ve sel felaketleri maddi manevi hasarlara yol açar oldu. Ne acı ki; insanoğlunun acı tecrübe yaşamadan öğrenmeye eğilimi bir türlü olamadı. Devletlerin kafalarına da ancak kendi başlarına iklim felaketleri daha sıklıkla gelmeye başlayınca dank etmeye başladı.
Trump’ın iklim değişikliği ile ilgili ara sıra ileri geri, saçma sapan ifadeleri sinirden kahkaha atmama neden olsa da, artık iklim değişikliğini inkar eden başka bir devlet kalmadı. Kyoto’nun yerine Paris Anlaşması hayata geçirildi ve bu arada ABD tarihe adını Anlaşmayı imzalamayan tek ülke olarak adını yazdırdı. :) Dahası, ilk defa devletlerin Niyet Edilen Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkı beyanlarına şahit olduk. Böylece, sonunda politika yapımından aksiyona geçme kararına varılmış oldu.
Trump iklim değişikliğinin “dış mihraklar” tarafından yaratıldığına dair konuşa dursun, bir başka önemli hareket, dünya belediyelerinden geldi. “Global Covenant of Mayors” adlı platformda, (dünyada başka benzer platformlar da mevcut ancak en geniş çapta yankı uyandıran bu) yerel yönetimler, tepeden bir talimat gelmesini beklemeden 2030 yılına kadar belediye sınırları içerisinde gerçekleşen sera gazları salınımının minimum %30 oranında azaltılmasına yönelik azaltım ve uyum planlarını hazırlama ve uygulama kararında anlaştılar. Bu inisiyatif bence üç açıdan çok önemli;
1) Devletlerin büyük ve karmaşık yapıları içerinde konuyu ele almalarını beklemediler. Kendi iklim değişikliği stratejik eylem planlarını oluşturup en geç 2 senede 1, gerçekleştirdikleri aksiyonların performanslarını ölçerek, öz değerlendirmelerini yapmaktalar. Yeterli sonuç alınmamışsa da, hedeflerini daha yüksek çıtaya çıkarıyorlar. Artık işin o kadar bilincine vardılar ki, tüm ekonomik ve sosyal hayatları yeşil sürdürülebilirlik yönünde devşiriverdi. Tüketici eğilimleri de öyle…Bugün eğer Avrupa’dan aldığınız örneğin bir kazakta “bluesign” etiketi görüyorsanız, bilin ki bu kazağın üretiminde çevresel sürdürülebilirlik için gerekli olan standartların en az %90’ının karşılanarak üretildiğini biliyorsunuz. Merak edenler, www.bluesign.com u ziyaret edebilirsiniz.
2) Her coğrafi alanın kendine özgü uyum geliştirmeleri gereken alanlar var. Kimi bölgeler sele karşı duyarlıdır, kimi yerler aşırı kuraklığa mesela. Dolayısıyla, devletten gelecek makro stratejik hedeflerin paralelinde belediyeler kendine özgü strateji ve hedefler belirlemede ve kendi gelecekleri için kendilerine uygun en agresif hedefi belirlemekten çekinmediler. Gelecekleri için iklim değişikliği ile mücadele sorumluluğunu ellerine aldılar.
3) “Global Covenant of Mayors” inisiyatifi, kimsenin kimseyle yarışmadığı, katılımcı belediyeler için bir işbirliği, adeta bir kardeşlik platformu aynı zamanda. Belediyelerin eylem planları, uygulama yöntemleri ve aldıkları sonuçlar şeffaf bir şekilde raporlandığı için, belediyelerin birbirlerini takip edebilmeleri ve iyi örnekleri kendilerine adapte edebilmeleri mümkün.
Bu satırları yazarken, aslında etkili bir harekete start verirken en önemli koşulunun İYİ NİYETLE VE OLGUNLUKLA BAŞLAMAK olduğuna geliyorum. Aksi durumda zaten, sorumluluk hiç üstlenmeyen ve suçu başkasına atan çocuklar gibi Trumplar geçer hayatlarımızdan. Trumplar konuşadursun, iyi niyetle yola çıkanlar yol alıyorlar bile. Hayatlarımızda da hep olgun ve iyi niyetle başlangıçlar yapmak dileğiyle…
5

arrow_upward