ING Bank Yazılım Müdürü Ufuk Şirin ile Filtre Kahve

Ufuk Şirin; bankacılık sektöründe faaliyetlerini sürdüren, global bir firma olan ING Bank’ın yazılım müdürü. Bankanın ve müşterilerin ihtiyaçlarını anlayarak firmanın dijital stratejilerine yön veriyor.
Kendisini ING Bank’ın Ümraniye’de bulunan Operasyon ve Teknoloji Merkezi’nde ziyaret ettik ve oldukça içten bir şekilde karşılandık. Şirin ile üniversite yıllarından, Ankara’nın öğrenciliğe olan etkisinden, dijital trendlerden ve sektörel gelişmelerden bahsettiğimiz keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Ankara’da büyüdüğünüzü ve eğitiminizi burada tamamladığınızı biliyoruz. Bize biraz Ankara’nın öğrenci hayatına olan katkılarından bahsedebilir misiniz? Okuduğunuz bölümün meslek hayatınıza olumlu ve olumsuz etkileri nelerdir?
Evet, Ankara’da doğdum ve büyüdüm. Ankara bir memur ve bir oranda da öğrenci şehri olması dolayısıyla İstanbul’a göre çok daha az kozmopolit ve daha güvenli bir şehirdir. Bu anlamda bir öğrenci için son derece güzel bir şehirdir.
Devlet katkılı sanatsal faaliyetler kolay ulaşılabilir uygun fiyatlı olduğu için öğrencilerin bu tarz etkinliklere katılımı çok kolaydır. Bence, bu sanatsal etkinlikler genç bir insanın gelişiminde ve hayata bakışı açısını geliştirmesinde büyük önem taşır ve etkileşimi arttırır.
Okuduğum bölüm de bu sanatsal faaliyetlerden fazlasıyla beslendiği için benim için Ankara’da öğrenci olmak çok avantajlı bir durumdu. Okuduğum bölümü çok severek ve bilinçli olarak seçtim. Şu anda okuduğum bölümle ilgili bir iş yapmasam dahi tasarım eğitimi almak benim meslek hayatımda hep bir artı oldu. Çünkü tasarım, çok yönlü düşünmeyi, amaca yönelik çalışmayı ve insan faktörünü içinde barındıran bir disiplin olduğu için sadece meslek yaşantımda değil günlük yaşantımda da doğru yönde düşünmemi ve kararlar almamı sağladı.
ODTÜ’de endüstriyel tasarım bölümünden mezun olduktan sonra farklı şirketlerde grafik tasarımcı ve web tasarımcı olarak çalışmalarda bulunmuşsunuz. Grafik tasarım ilhamla beslenen bir meslek. Sizin ilham kaynağınız neydi?
İnsandı. Okul bittikten sonra İstanbul’da çalışmaya başladım. İstanbul’da bu kaynak açısından çok zengin bir şehir, çok farklı profillerde ve çok fazla insan yaşıyor bu şehirde. Bu nedenle ilham kaynağı bulmakta çok zorlanmadım.
Sanırım ODTÜ kampüsünün, orada öğrenciyken hepimizin hamuruna kattığı bir doğa aşkı var zaman ilerledikçe doğaya karşı düşkünlüğüm daha da arttı, ilham kaynağım artık “doğa” desem yanlış olmaz.
Herkesin üniversite hayatında başına gelen ilginç durumlar olmuştur. Sizin de bizimle paylaşmak istediğiniz bir hikâyeniz var mı?
Vardır muhakkak ama şu anda kendi başıma gelen ilginç bir durum aklıma gelmedi. Ama ODTÜ’de yıllardır anlatılan bir “okul efsanesi” vardır o aklıma geldi. Hem de benim mezun olduğum mimarlık fakültesinde geçtiği rivayet olunur. Mimarlık fakültesinin en alt katında tavandan yere kadar camlı “öğrenci stüdyoları” vardır. Fakülte öğrencileri o stüdyolarda çalışırlar ve çoğunlukla da proje zamanları sabahlarlar. Bu uzun çalışmalar birkaç gece soluksuz sürer. Uykusuzluğa bağlı kazalar olur emek emek çizilen paftalara kahveler dökülür falan. Kısacası zordur.
İşte böyle yoğun ve uykusuz geçen gecelerin bir tanesinde bir mimarlık öğrencisi hızla camdan dışarı atar kendini. Stüdyo bahçe katında olduğu için aşağı düşmez ama cam kırıkları içinde çimlerin üstünde yatar. Arkadaşları panik halinde başına toplanınca ”Kahretsin yine ışık hızını geçemedim” der. Öğrenciyken uzun gecelerde bunu anlatır anlatır gülerdik.
Bankacılık sektöründe yurt içi ve dışındaki gelişmeleri yakından takip etmek hatta ileriyi görebilmek gerek, bunun için ne yapıyorsunuz?
Çok okumak ve araştırmak. Özellikle genç arkadaşlarıma ilgi alanlarına giren her konuyla ilgili bol bol okumalarını ve araştırmalarını tavsiye ediyorum. Hele ellerinde internet gibi muhteşem bir ortam varken bu imkânı olabildiğince olumlu yönde kullanmalı sadece yurt içi yayın ve kaynakları değil yurt dışındaki yayınları, forumları ve blogları da okumak sadece bankacılık sektörü değil her hangi bir alanda konuya geniş açıdan bakmalarını sağlayacaktır.
Bankacılık, kurumsal çalışma ortamına dayalı zaman kavramının büyük oranda önem teşkil ettiği oldukça stresli bir meslek dalı. Siz stres ve zaman yönetimiyle nasıl başa çıkıyorsunuz?
Doğaya düşkünlüğüm arttı demiştim. İşte benim de stresle başa çıkma yöntemim de yine doğa. Bir bahçem var onunla uğraşmayı, doğada spor yapmayı çok seviyorum. Bu bana iyi geliyor. Zaman yönetiminde çok da başarılı olduğumu söyleyemeyeceğimJHep artı bir saatim daha olsa diyorum.

Sektördeki rekabet ortamıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Tercih edilmek için neler yapıyorsunuz?
Evet sadece bizim sektörümüzde değil artık bütün alanlarda kıran kırana bir rekabet var. Ancak siz işinizi iyi yaptığınızda ve donanımlarınızı sağlam tutuğunuzda er veya geç rekabette bir adım öne geçiyorsunuz. Er veya geç diyorum bazen zamanlama hataları olabiliyor.
Çalışan motivasyonunu güçlendirmek için neler yapılmalı, size bir ofis içerisinde optimum çalışma ortamı nasıl sağlanır?
Benim formülüm karşılık “güven” ve “saygı”. Çünkü aynı ofis içindeki insanlar bir birlerine güvendikleri durumda ancak bir “takım” olabiliyorlar. Karşılıklı birbirine saygı ise bu güven ortamının yapı taşı. Benim tecrübelerime göre “optimum” bence bunlarla sağlanıyor. Ofis ortamında bu ikiliye “sevgi” ve “empati” yi ekleyebilirsek. O ekip başarıdan başarıya koşuyor. Yapılan işin zorluğundan bağımsız.
Yoğun temponuzdan arta kalan vakitlerinizi nasıl değerlendirmekten hoşlanırsınız? Rutin haline gelmiş alışkanlıklarınız var mı?
Çalışma hayatında edindiğim en önemli prensiplerden bir tanesi, tempom ne kadar yoğun olursa olsun aileme vakit ayırmak. Akşam yemekleri ailenin bir araya geldiği ve gününü paylaştığı en önemli saatler. Bu nedenle genellikle akşam yemeklerinden ödün vermiyoruz ve ailecek yiyoruz. Bunun dışında, haftada 3 gün mutlaka spor yapıyorum. Yazın bahçede çalışmak hafta sonlarını ise dostlarımla bahçemde geçirmek en büyük keyfim.
Kariyeriniz boyunca sizin için kırılma anları var mıydı? Sizce bulunduğunuz noktaya gelmenizde ne gibi faktörler etken oldu?
Elbette, oldukça uzun bir zaman dilimi ve kırılma noktaları tabii ki var. Tasarım ve reklam dünyasından IT sektörüne geçmem bence en büyük kırılma noktası. Her ne kadar bazı tesadüflerin sonucunda da olsa aldığım disiplinden farklı bir yolda yürüdüm. Ama ODTÜ nün bizlere en büyük öğretisi açılardan bakmayı öğrenmiş olmak, hızlı adaptasyon ve makas değişimlerini sarsıntısız atlatmak bence. Bunları yapınca kırılma noktaları dezavantaj olmaktan çıkıp kişinin zenginliği olmaya başlıyor.
Günümüz nesline, kariyerlerinde sağlam adımlarla ilerleyebilmeleri için nasıl bir yol izlemelerini öğütlersiniz? Profesyonellere ve kariyerine yeni adım atacak gençlere tavsiye edebileceğiniz filmler ve kitaplar var mı?
Aslında benim sırlarımı az önceki soruların içinde söyledim;
Birincisi ilgi duydukları herhangi bir konuda çok okuyup bolca araştırma yapsınlar. Bu illa ki kendi mesleki konuları olmayabilir. Sevdikleri işin peşinden koşsunlar. Her zaman dünyaya açık olup global bir kişi olma yolunda ilerlesinler. İki; kendilerine ve ailelerine zaman ayırsınlar. Üç; mesleklerinde tutkulu olmak elbette önemli ama değişimlere ayak uydursunlar, kariyer dümdüz giden bir çizgi değil, inişler ve çıkışlar var. Saplantılı bir bakış açısı bu iniş ve çıkışlarda kişiye zarar verebilir.
Benim edindiğim tecrübeler bunlar. Bütün genç arkadaşlarıma kariyerlerinde başarılar dilerim.
Bu keyifli röportajın gerçekleşmesinde en az benim kadar emeği olan arkadaşım Duygu Saçu‘ya sonsuz teşekkürler!

Görüş Bildirin!

Daha iyi bir kullanıcı deneyimi için
görüşlerinizi bekliyoruz