Anadolu’nun Siyasi Akımları Takibi (Bölüm-1 Onlar ve Biz) 

Volkan Çelik

Volkan Çelik

School of Business, Economics and Law at the University of Gothenburg

19 Mart 2019

Tarihi öğrenmeyenler, onu tekrar yaşamak zorunda kalırlar.
George Santayana

 Tarihi bilim olarak kabul eden veya etmeyen birçok bilim insanının yine de bir ortak noktası mutlaka vardır. Bu ortak nokta hiç şüphesiz “tarihte” kurulan ve günümüze dek süregelen bir “silsilenin” varlığı ve bu varlığın bugüne aksidir. Anadolu bir “doğu” coğrafyası olduğundan mıdır yahut oraya indirgenmek istendiğinden midir bilinmez dünyada varolan siyasi akımları hep geriden takip etmektedir. Örneğin 1789 Fransız İhtilali ile ortaya çıkan ve bugün “hümanizm” adıyla isimlendirilen olgu takriben 200 yıl sonra bu coğrafyada yankı bulmuş ve ülkenin aşırı sağ “milliyetçi” partisi dahi bu hümanizmden (öyle veya böyle) etkilenerek aşırı sağ özelliğini kaybedip (belki de oy uğruna) tüm etnik grupları kucaklar hale gelmiş ve”milliyetçi” özelliğini yitirmiştir. Avrupa’dan yükselen hümanizm, demokrasi ve özgürlük kavramları Anadolu coğrafyasında 21. yy başında yayılırken yine Avrupa’da aşırı sağ yükselişe geçmiş Hollanda’da Geert Wilders, Fransa’da Marion Anne Perrine Le Pen kendi ülkelerinde en güçlü ikinci siyasi örgüt konumunda iken Avusturya’da FPÖ Partisi göçmen karşıtlığında olan çizgisini “ırkçı” seviyelere getirmeye başlamıştır. İsveç’te 9 Eylül’de yapılan seçimlerde aşırı sağ görüşlü Demokratlar Partisinin oy oranını yüzde 17,6’ya kadar yükseltmesi, Almanya da AfD partisi, 2013 genel seçiminde yüzde 4,7 oy alabilirken, 2017 genel seçimlerinde yüzde 13,3 oyla Federal Meclis’e (Bundestag) girmeyi başarması, Komedyen Beppe Grillo liderliğindeki küreselleşme ve Avro Birliği karşıtı M5S’in 2013’teki genel seçimde yüzde 25 civarında oy alması, Danimarka’da aşırı sağcı seçmeni Danimarka Halk Partisinin Hazreti Muhammed ve Kuran-ı Kerim’e yapılan hakaretlerle gündeme gelen ülkede 2011’deki seçimde yüzde 12,3 , 2015’te oyların yüzde 21,2’sini alarak ülkenin ikinci büyük partisi konumuna gelmesi “Avrupa’da hümanizmin düşüşü” iddiasını güçlendirir niteliktedir.
 

Başlangıçta AB, Euro ve göçmen karşıtlığı olarak başlayan akım zaman zaman ırkçı söylemlerle süslenerek gerçek açığa vurulmaya başlanmıştır. Amaç global olarak betimlenen dünyanın, sınırların kaldırılmasının ülkelere hiçbir şekilde fayda sağlanamadığının ispatlanmasına dek gitmiştir. Gerçekten de Avrupa ülke ekonomileri Hümanizm ve Globalizm ile birlikte büyük sömürgeleri kaybetmiş ve büyük darbeler almıştır. “Güneşin batmadığı krallık” Britanya artık dünyada neredeyse söz sahibi değildir. Fransa “hümanizm” çağını başlatan ülke olarak Cezayir de ki hümanizm (!) uygulama alanlarını bir bir kaybetmiştir. Bu hammadde kaynaklarının kaybı ise ülke halkının zaman zaman infialine dolayısıyla ülke menfaatine (!) oy atmasına neden olmuştur. Bu durum ise aşırı sağ ve/veya milliyetçi partilerin ortaya çıkmasına -doğal olarak – neden olmuştur.
 Tabi 1789 ihtilali ile ortaya çıkan akımlar onları olduğu kadar bizi de etkilemiş, onların derebeyliklerinin sonuna bizde de Balkan topraklarının elden çıkmasına neden olmuştur. Kendi ülkelerinde yaşadıkları harabiyeti ve belki de 1789 dan itibaren yüz yıl içinde yaşadıkları akıllanma devrinde bu ateşi Anadolu’ya çevirmişler, kendi kaybettikleri derebeylik sistemini Anadolu’da körüklemeye başlamışlardır. İşte tam bu noktada zaten -tabiri caiz ise- 72.5 milletle örülü Anadolu’yu etnik kimlikle ayaklandırmaya çalışmayı pek makbul görmüşlerdir.
 Feodalizm ve Çarklar
 Son dönemde dilimize pelesenk olan feodalizm her nedense -belki de eğitim- Avrupa ve Asya da çok farklı işlemektedir. Avrupa’da feodalizm Rönesans’ta başrol oynayan Floransalı Medici gibi aileler çıkarırken bizde ise her fırsatta ve hoşnutsuzlukta devlete namlu doğrultan Bedirhanlar gibi hilkat garibelerini başımıza salmıştır. 
Avrupa da feodalizm kıtanın güçlenmesine, sanat eserlerinin ortaya çıkmasına, “Donatellolara” ve “Da Vincilere” neden olurken biz de ise Şeyh Sait’lere ve Koçgiri’lere mahal vermiştir. Dönemin devlet ricalinin güvenerek ve inanarak ülke savunması için emanet olarak verdikleri tüfeklerin yarısını satıp diğer yarısını en ufak huzursuzlukta devlete çevirmek bizim “feodallerin” en mahir oldukları iştir. …

Yorumlar (0) Yorum Yap

/