28 Haziran 2017
An; Zamanın Bölünemeyecek Kadar Kısa Olan Parçasıdır

Hep bu söylenir bu öğüt verilir “Anı yaşayın, kaçırmayın!” İyi de tam olarak nedir anı yaşamak?

Dertleri, endişeleri, sorumlulukları boşverip o andan maksimum tadı almaya çalışmak mıdır? Kastedilen bu olsa, sorumsuzluğu, bencilliği, umursamazlığı destekleyen bir öneri gibi olurdu. Herhalde bu değildir. Niye anı yaşamalıyız diye bir söz çıktı ki? Herhalde anı yaşamıyorduk. Peki, anı yaşamıyorsak neyi yaşıyorduk?
Üç tane zaman var; geçmiş zaman, şimdiki zaman ve gelecek zaman. Şu anda değilsek ya geçmişteyiz, ya da gelecekteyiz. Geçmişteki olumsuz olayları veya gelecekteki olası olumsuzluklara takılıp huzursuz veya umutsuz hissedebiliriz yada tam tersi gelecekteki olumlu olasılıkları düşleyerek huzurlu ve umutlu hissedebiliriz.
Yani geçmişe veya geleceğe gitmek yanlış filan değildir. Gereklidir de… Ama geçmişte veya gelecekte çok kalmamak şartıyla; şuana katkı sağlamak, kuvvetlenmek için gidip gelmek şartıyla..
Şunu fark etmemiz gerekiyor, tam anlamıyla gerçekten yaşayabildiğimiz tek an, şu andır .
Anda olmamak, bir şey üzerinde çalışırken verimsizlik yaratır, sevdiklerimiz ile birlikteyken kopukluk yaratır, otomatik tepkiler vermemize sebebiyet verir.
Anda olduğumuz zaman, davranışlarımızı ve düşüncelerimizi fark etme ve gözlemleme olanağına sahip oluruz, bunun neticesinde duygusal tepkiler yerine akılcı ve dengeli eylemlerde bulunuruz. Bunun sonucunda hayatımızın kontrolü daha fazla bizde olur. Özgüvenimiz ve öz saygımız artar.
Ne yapıyorsak, gerçekten onu yapalım. Güzel bir film izliyorsak filmde olalım, sevdiğimizle zaman geçiriyorsak onunla olalım.. Varlığımızın, eylemlerimizle aynı yerde olması anın farkındalığını ve değerini hatırlatacaktır bize. Anı yaşamak, bulunduğumuz zamandaki kendimizi daha iyi anlayıp görmemizi sağlar.
Anı yaşamak verimliliği artırır, anlayışı arttırır, farkındalığımızı arttırır. Tanımı bile harika. Zamanın bölünemeyecek kadar kısa olan parçasıdır, an. Anda olalım, hayatımız daha fazla bizim olsun..
3

arrow_upward