Sistemin İçine Çekilirken Aklımda Bir Soru: “Bu dünyadaki yerim ne?”

Üniversite eğitimimi tamamlamamın birinci yılını doldurduğum şu günlerde aklımdaki soru tam olarak bu. Sanırım süregelen bir düzenin ki buna sistem de diyebiliriz, varlığını inkar edemeyiz. Her ne kadar bu düzenin/sistemin çeperlerinde dolaşıp onu delen ve kozasından çıkan kişiler var olsalar da hepimiz öyle değiliz. Ama en azından düzenin düzenini sorgulayabiliriz.

Kendi bedenimi ve düşünüşümü anlamlandırmaya başladığımdan beri zaman zaman bazı sorular zihnimde belirir ve beni düşünmeye iter: “Ben neden varım? Neden özellikle bu bedendeyim?” Her defasında üzerine düşündüğüm ve sonunda yine zihnimde bir rafa kaldırdığım bu sorular belki de cevaplanmak için değil sadece sorulmak için varlardır. Hem zaten şu satırları yazdığım an itibariyle bu dünyadaki yerimi bulmuşta değilim. Sonlandırdığımda da bulmuş olacağımı sanmıyorum. Umduğum şeyse kozamı biraz çatlatabilmiş olmak.
Mezuniyetimle birlikte hem kendimde hem arkadaşlarımda varlığını hissettiğim şey; herkesin yerini bulmaya çalıştığı bir arayışta olduğu. “Çokça özel sektörün biraz da devlet dairelerinin aldım verdim ben seni yendim”vari eleman paylaşımının içinde, bir çemberin etrafında başladığımız yere dönmemeyi umarak koşuşturuyoruz. 

Bu koşuşturmanın da azımsanmayacak sayıda “akışına bırakma” ki sürüklenme olarakta adlandırabiliriz, “hayal kuramama”, “hedeflerden kopma ya da hedefleri inşa edememe” ve “mutsuz bireyler haline gelme” gibi sonuçlar doğurduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. Oysa çok anlamlı değil miydi Einstein’ın: “Hayal gücü bilgiden daha önemlidir. Bilgi sınırlıdır, hayal gücü ise dünyayı kuşatır” sözü. Peki bizler, ailelerimiz, okullarımız, politikalarımız ve politikacılarımız nereleri eksik sorguladıkta ben bugün bunları hissedip yazıyorum? Sanırım bir taneye cevap ararken cevabını veremeyeceğim bir tane daha sordum.
Üniversitenin son döneminde bir akademisyen “Alanınız ile ilgili farklı şeyleri deneyimlemek, ileride ne üzerine çalışmak istediğinizi keşfetmeniz için önemli.” demişti. Bu benim için zamanın Osmanlı mekteplerinin duvarlarında yazdığı söylenen “Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz.” sözü kadar anlamlıydı. Çünkü zihnimde imgelendirebildiğim bir ütopyaya sahipti.
Nitekim süreci deneyimlemek, bana bu sözün yaşanmışlıklardan süzülerek söylendiğini ve doğruluğunu gösterdi. Daha da önemlisi sorgulama biçimimi değiştirdi ve bahanelerin sadece birer bahane olduğunu ve ardındakileri puslu bırakamayacağını kendime itiraf etmemi sağladı. Bunun sonucunda ben “Bu işi iyi mi yapıyorum?” yerine “Bu işi yaparken mutlu muyum?” ya da “Yapmayı hayal ettiğim bu muydu?” sorularını sormaya başladım.
Bir yılın sonunda geldiğim noktada bazı şeyleri hedeflemeye, bazılarını beni mutlu ettiği için yapmaya, bazılarını hedefe ulaşmada araç olacakları için öğrenmeye ve bütün hepsini kendimi gerçekleştirme adına kendimi eğittiğim bir süreç olarak görmeye başladım. Bütün bunların sonucunda da ne istediğini, yerini tam olarak bilemese de neleri istemediğini iyi bilen biriyim.

Kozalarınızı çatlatabilmeniz dileğiyle…

Yorumlar (0) Yorum Yap

/