Boğaziçi Ekonomi
3 Temmuz 2020
Farklı Bir Bakış Açısı: Japonya’ya Atom Bombası Atılmamış Olabilir mi?
6 Ağustos ve 9 Ağustos 1945, başta Japonya olmak üzere tüm dünyanın kalbinde kara birer leke oluşturdu. Önce Hiroşima sonrasında Nagazaki’ye atıldığı söylenen atom bombası dolayısıyla binlerce kişi öldü. “Söylenen” diyoruz çünkü bu olayın aslında bir soğuk savaş propagandası olduğu görüşü yayılmaya başladı. Eğer bu görüş doğruysa dünyanın en büyük ikinci yalanı olarak tarihe tekrar geçeceği kesin.

Peki ama neden böyle bir yalan söylensin?

Atom bombası atılmadığını savunanlara göre, bu hikaye soğuk savaş ve Japonya’nın çekilmesi için sadece bir bahane. Japon halkının savaştan bıkması ancak hükümetin yenildiğini kabullenmek istememesi sonucunda ABD ile gizli bir anlaşma yapıldığı ileri sürülüyor. Böylelikle Japonya “Amerika tek bir düğmeyle tüm şehri yok edebiliyor, atom bombası yedik ve savaşı bitiriyoruz.” derken Amerika’da atom bombası olduğu algısı yaratarak tüm dünyaya kendisiyle savaşmayı bırakması mesajını verdi.




Atom bombası değilse, yaşanan felaket neydi?

Bombanın atılmasının ardından ortaya çıkan görüntüler Tokyo’ya yapılan “Napalm Bombardımanı”nı hatırlatıyor. Napalm bombardımanı, aynı anda yüzlerce uçağın tüm şehri bombalamasıyla oluşur ve etrafına çok fazla ısı yayar. Hiroşimadaki görüntülere bakıldığında insanların ya yanarak öldüğü ya da yanık izlerine sahip olduğu görülür. Ayrıca, daha sonra da bahsedeceğimiz gibi, Napalm bombardımanı tüm şehri aynı anda bombalamak olduğundan bütün bir şehri yıkma gücüne sahip olsa da bazı bölgeler gözden kaçabilir. Tıpkı Hiroşima’da sıfır noktasında olduğu söylenen bazı binaların vs. yıkılmamış olması gibi.


Yaşanan insanlık dramının atom bombasından kaynaklanmadığına inandıracak diğer detaylar

BBC atom bombasının canlandırılmış halini 2007 yılında, sıfır noktasına atılmış olan tek bir bomba ile merkezi büyük bir yıkımı biraz abartılı bir şekilde yayınladı. Görüntülerde en çok dikkat çeken detay bombanın düşme anında büyük bir miktarda toprağı havaya kaldırdığı halde olay sonrası fotoğraflarda sokakların son derece temiz olmasıydı. Sanki yıkımlar tek merkezden gerçekleşmemiş de belli bölgelere düşen bombalar dolayısıyla yaşanmış gibiydi.
Ayrıca, bahsi geçen bomba 1 km ötesini bile yerle bir edebilecek güçte olduğu halde sıfır noktasına çok yakın bazı binalar ve hatta ağaçlar zarar görmemiş. Belki o binaların son derece sağlam olduğu için yıkılmadığı söylenebilir, peki öyleyse hemen yanındaki barakayı ve ağaçları nasıl açıklayacağız? Dahası, sıfır noktasının 50 metre yanındaki köprünün ise mucizevi bir şekilde hasar almadığı söyleniyor. Gerçekten mucize mi yoksa Napalm bombardımanı sırasında gözden mi kaçırıldı?
Az hasar görmüş olan binalar genellikle taştan yapılmış olan devlet kurumlarıydı ki hasarları da genelde yangın izleriydi, tıpkı Tokyo’da yaşananlar gibi…
Yaralanma ve ölümlerin Napalm bombardımanına çok benzediğinden bahsetmiştik. Buna ek olarak bomba anında flash patladığı, bakanların kör olduğu ve birçok insanın anında kül olup uçtuğu gibi iddialara da gösterilebilen bir kanıt yok.


Peki ya radyasyon?

Patlamadan yaklaşık 6 ay sonra bir video hazırlanıyor. Bu videoda günlük yaşamına devam eden, yıkık evlerin arasında yaşayan insanlar görünüyor. Etkisi yıllarca sürecek denilen bölgede bitki bile yetiştiremeyeceğimiz radyasyon dolayısıyla şehrin boşaltılması/giriş çıkışların yasaklanması gerekirken oraya video çekmeye gidenler ve hayatına devam eden insanlardan bahsediyoruz.
Bölgede radyasyondan etkilenenlerin çocuklarının mutasyonlarla doğduğu iddiasına da bir kanıt yok. 2015 Ağustos’unda yayınlanan Hiroşima’dan kurtulanlar ve çocuklarını içeren haberde ise çocukların son derece sağlıklı olduğu gözüküyor. İnsanların radyasyondan bir şekilde kurtulduğunu düşünsek, bölgede deformasyona uğrayan hiç hayvan da yok.
Ayrıca 1952 yılına kadar Amerikan mandası altında kalan Japonya’nın tüm haberleşme servislerinin sansürlenmiş olması da iddiaları kuvvetlendiriyor. Japonya’da eğitim almış Amerikalı tarihçi David Rosenfeld “kuşatma zamanında sadece Amerika’yı veya müttefik kuvvetlerini eleştirmek yasaklanmadı, sansürden bahsetmek dahi sansürlendi.” diyor.
Tabii ki sadece bu iddialara bakıp atom bombası atılmadı demek doğru değil. Bu görüşler olaylara sadece farklı bir bakış açısı ile bakmamızı ve sorgulamamızı sağlıyor.
16

Yorumlar (6)

  • Osman Hüsrev Yılmaz

    adamların hayatı mı yalan olur arkadaş ?
    gerçeği nasıl ispat edeceğiz ki zaten. adamlar yıllar önce oldu der çıkar aradan

    12:50 replyYanıtla
  • Anonim

    Merhabalar

    Bence daha fazla araştırmalısınız. Kendi yazınızda da ben yanlış anlamadıysam hatalar var. Her iki bombanın da atılışına ait görüntüler mevcut, BBC'nin canlandırması üzerinden atom bombası değerlendirmesi yapmaya gerek yok bence. İlk bomba zaten atom bombasının gücünü ölçmek için kullanılmıştır.
    Atom bombasının diğer bombalar gibi binaları yıkması gerekmiyor. İkinci bombanın 600 metre yükseklikteyken patlatıldığını biliyor muydunuz? Belki bu binaların neden yıkılmadığını açıklayabilir. Napalmdeki gibi burada da yanma etkisinin gözlemlenmesi doğaldır, hatta pişirmesi beklenir maruz kalınan etkiye göre. İlk atıldığı anda Nagasaki'de 80.000 kişi ölmüştür. 1945 sonuna kadar bu rakam 145.000'i bulmuştur.
    Her iki şehre de farklı tipte ve ölçülerde bombalar atılmıştır. Uranyum bilmemkaç ve Plutonyum bilmemkaç haliyle etkileri bile farklı olmuştur. Örneğin Plutonyum'un çok daha etkili olduğu gözlemlenmiştir

    Nasıl zarar gören kimseyi görmediniz? 4 kollu 6 bacaklı insanlar mı bekliyorsunuz : )

    "Balık tuttuk yiyen ölür
    Elimize değen ölür
    Birden değil ağır ağır
    Etleri çürür dağılır."

    Hiroşima Sevgilim filmini izlemenizi öneririm.

    Dahası yok dediğiniz milyonlarca etki üzerinde araştırabilirsiniz : )

    13:36 replyYanıtla
  • Anonim

    Konu uzmanı olmayan biri bilgisi olmadan fikir beyan edince böyle saçmalıklar ortaya çıkıyor.

    İddia sahibi sanırım napalm görmemiş hayatında. Napalm, sodyum palmitatın kısaltılmış halidir. Yani yağ asidi tuzudur. Özetle, yağlı bir bileşiktir ve özelliği patlaması değil yanmasıdır. Gayet yüksek sıcaklıkta, miktara bağlı olarak saatlerce ve günlerce yanabilir. Bu sırada da gayet koyu siyah duman çıkarır.

    Hiroşima ve nagasaki fotolarına bakıldığında hasarın yangın değil patlama hasarı olduğu net olarak belli. Yangın hasarında net gözüken kömürleşme ve islenme fotolarda yok.

    Ayrıca napalm, nükleer patlamalardaki devasa mantar bulutunu oluşturmaz. Dediğim gibi, yayılıp yanmaktır ve yakmaktır onun olayı.

    Bunun dışında, bir şehri kapsayacak kadar büyük miktarda napalm tek uçak veya birkaç bomba ile taşınmaz. Şimdiki akıllı bombalar da olmadığına göre o zamanın taktiği halı bombardımanı ile şehre o hasarı vermek için birkaç filo göndermek gerekirdi. Filolarca uçak gönderilince de japon savunması oturup izlemeyecekti haliyle. Ancak tek uçak o yıllarda tipik olarak keşif uçuşu olarak düşünülürdü ve büyük ihtimalle böyle algılandığı için şehrin tepesine kadar gelebildi.

    İlerleyen kuşaklarda genetik bozukluk olmadığını kim söyledi? Muhtemelen Japonya'yı görmemiş ve Japon kültürünü bilmeyen biri söyledi. Japon kültürü güzellik, estetik ve topluma katkıyı yüceltir. Radyasyon nedeniyle anomalisi olan veya anomaliye sahip olarak doğan, estetiği bozuk, hele ki sakat kişiler japon toplumu için utanç sembolleridir. Bu nedenle gözden uzakta tutulurlar, günlük hayata karıştırılmazlar. Düzeltilebilir bir estetik bozukluk varsa düzeltilir, ardından hayata karışmasına izin verilir. Yoksa bırakın yabancıları, japonlar bile görmezler bu insanları. Ayrıca savaşçı bir toplumun açık yenilgisinin onlarca yıldır varolmaya devam eden hatırlatıcılarıdırlar.

    Peki neden toplumun çok daha fazlası bu bozukluklarla doğmuyor? Sadece iki şehre nükleer bomba atıldı. Gamma ışıması diğer hücrelerde olduğu kadar üreme hücrelerinde de bozulmaya neden olur. Yani ciddi gama ışımasına maruz kalanların bir kısmı kısır kalacaktır. Kalanların büyük kısmı anormal doğum yapar mı? Hayır, çünkü yapılan en temel yanlışlardan biri günümüzün nükleer silah verimi ile 70 yıl önce bu alanda kullanılan ilk silahın verimini karşılaştırmaktır. Japonya'ya atılan bombaların verimliliği yalnızca %2-3 civarındadır. Yani kritik kütlenin yalnızca bu kadarı patlamaya katılıp bununla orantılı olarak gamma ışıması yaymış, kalanı patlamanın şiddeti ile reaksiyona girmeden çevreye dağılmıştır. Bu nedenle günümüzde az sayıda genetik bozukluk görülmesi, bunları da halkın görmemesi gayet normal.

    Son olarak, sanırım yazıyı yazan kişi şu makaleyi okumamış. Gayet net anlatıyor bomba sonrası gözlemlenenleri. Görseller de gayet net: http://m.ranker.com/list/japan-atomic-bomb-survivor-accounts/philgibbons

    19:10 replyYanıtla
  • Anonim

    Üstte bir arkadaş ikinci bomba 600 metre yukarda patlamış diyor ama ilk bomba da bir ses dalgası yaratması amacıyla yere düşmeden patlatıldı bunu belirteyim.Aynı şekilde atom bombası, yıkıcılığının çoğunu güçlü ses dalgaları ve radyasyondan alır.0 noktasının büyüklüğü ses dalgasının büyüklüğüne göre değişkenlik gösterir.Etrafa daha çok zarar vermesi açısından yukarıda patlatılmış olması 0 noktasını genişletti.Bu yüzden 0 noktasında ses dalgası etkisi az, ama radyoaktif etki çok etki etti.Fakat benim anlamadığım nokta çernobil 'de gerçekleşen patlamada insan genetiğinin bozulması ve kanser olayı karadeniz 'e kadar yayılmışken.Etkileri hala son bulmamışken nagazaki nasıl bu kadar çabuk toparlayabiliyor? Sadece burada takıldım.Ama Amerika o tarihlerde balistik füze yapıyordu, kaldı ki atom bombası yapamasın.Sadece nükleer etkisi nasıl bu kadar az bunu anlamış değilim.

    01:37 replyYanıtla
  • Anonim

    Küçük bir düzeltme daha: Her yıl usa de açık arttırma ile 1945 öncesi şarap satılır ve bunların en ucuzu 2 milyon dolardan açık arttırmaya çıkıyor.Fiyat uçuk ama alan insanlar o şarabı nükleer serpintiden önce şişelendiğini bildiği için alıyor.Zaten o şarapları alıp da içen yok çoğu kolleksiyoner.Bu insanlar aptal mı?Niye bu kadar pahalı şeyleri o bombanın patlamadığını bile bile alsınlar?

    01:40 replyYanıtla

arrow_upward